Yağmur şiddetini artırmıştı. İnce, yazlık ceketiyle Efgan Bakara ise, o yağmur altında ters yöne gidiyordu. İnsanların hakiki ve vefakar dostu oldukları için iki sokak köpeği bu halk düşmanına havlıyor, bir üçüncüsü ise utanmazın paçasını dişlemiş, çekiştirip duruyordu. Ayakkabılarının altında gazete ile tıkanmış delikler yağmur suyunu artık geçirdiği için, enayi su birikintilerine gelişigüzel basmakta bir beis görmemekteydi. Elden geldiğince saçak altlarından yürümeye çalışarak İstiklal Caddesi'ne vardı. Apartmanın kapısına geldiğinde lağım faresi gibi ıslanmıştı. Aksi gibi kapıcı da henüz yatmamıştı. Efgan Bakara cümle kapısından girer girmez bu adam pek de haklı olarak onu, "Bana bak! Taşları daha yeni paspasladım! Ortalığı batırmadan kenardan kenardan geç!" diye azarladı. Fodul, o vakitte kimseyi uyandırmamaya itina göstererek merdivenleri usul usul tırmandı. Çatıya varınca anahtarını çıkardı. Annesi yatmış olmalıydı. İçeriye girince, kapının hemen yanındaki mumun yandığını gördü. Sırılsıklam olmuş ayakkabılarını ve ardından da çoraplarını çıkardı. Annesi yatağında yatıyordu. Kadıncağız, Efgan Bakara'nın hayttaki yegane varlığıydı. Bu yüzden yanına gidip annesini yanağındna öpmek istedi. Ama kadıncağızın yanağı buz gibi soğuktu. Ama, o çoktan ölen bir kadını bir kez daha öptü. çünkü annesiydi.
Ertesi gün öğleye epey vakit varken, caminin musalla taşında bir tabut ve onun yanındaki belediye bankında, cemaatsiz, akrabasız ve arkadaşsız, yani tek başına bekleyen bir oğul vardı. Gece başlayan yağmur dinmemişti. Cebindeki altı liranın tamamını masraf ve bahşiş olarak ödemişti. Ana ile oğlu o halde gören bir iki kişi, onları tanımadığı halde birer Fatiha okudular. Nihayet öğle ezanı okundu. Cemaat namazıeda ettikten sonra, mevtaya haklarını helal ettiler. Ardından tabut