Sib

Sib
@danbi_
Lisans
İstanbul
Ankara, 23 Mart
56 okur puanı
Mart 2023 tarihinde katıldı

Sib

, bir kitap okudu
Puan vermedi·245 syf.·
2025 86. kitabı
İhsan Oktay Anar
8.2/10 · 6,9bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Sib

, bir kitap okudu
Puan vermedi·312 syf.·
2025 85. kitabı
Maksim Gorki
8.4/10 · 34,4bin okunma
Yağmur şiddetini artırmıştı. İnce, yazlık ceketiyle Efgan Bakara ise, o yağmur altında ters yöne gidiyordu. İnsanların hakiki ve vefakar dostu oldukları için iki sokak köpeği bu halk düşmanına havlıyor, bir üçüncüsü ise utanmazın paçasını dişlemiş, çekiştirip duruyordu. Ayakkabılarının altında gazete ile tıkanmış delikler yağmur suyunu artık geçirdiği için, enayi su birikintilerine gelişigüzel basmakta bir beis görmemekteydi. Elden geldiğince saçak altlarından yürümeye çalışarak İstiklal Caddesi'ne vardı. Apartmanın kapısına geldiğinde lağım faresi gibi ıslanmıştı. Aksi gibi kapıcı da henüz yatmamıştı. Efgan Bakara cümle kapısından girer girmez bu adam pek de haklı olarak onu, "Bana bak! Taşları daha yeni paspasladım! Ortalığı batırmadan kenardan kenardan geç!" diye azarladı. Fodul, o vakitte kimseyi uyandırmamaya itina göstererek merdivenleri usul usul tırmandı. Çatıya varınca anahtarını çıkardı. Annesi yatmış olmalıydı. İçeriye girince, kapının hemen yanındaki mumun yandığını gördü. Sırılsıklam olmuş ayakkabılarını ve ardından da çoraplarını çıkardı. Annesi yatağında yatıyordu. Kadıncağız, Efgan Bakara'nın hayttaki yegane varlığıydı. Bu yüzden yanına gidip annesini yanağındna öpmek istedi. Ama kadıncağızın yanağı buz gibi soğuktu. Ama, o çoktan ölen bir kadını bir kez daha öptü. çünkü annesiydi. Ertesi gün öğleye epey vakit varken, caminin musalla taşında bir tabut ve onun yanındaki belediye bankında, cemaatsiz, akrabasız ve arkadaşsız, yani tek başına bekleyen bir oğul vardı. Gece başlayan yağmur dinmemişti. Cebindeki altı liranın tamamını masraf ve bahşiş olarak ödemişti. Ana ile oğlu o halde gören bir iki kişi, onları tanımadığı halde birer Fatiha okudular. Nihayet öğle ezanı okundu. Cemaat namazıeda ettikten sonra, mevtaya haklarını helal ettiler. Ardından tabut
İçeri dolan rüzgarın coşkun öfkesi neredeyse ayaklarımızı yerden kesti. Gerçekten de fırtınalı, ama çok güzel bir geceydi. Dehşeti ve güzelliği ile benzersizdi. Etrafımızda bir kasırga olmalıydı, çünkü rüzgar devamlı ve şiddetle yön değiştiriyordu. Kulelere değecek kadar alçalmış olan bulutların yoğunluğu, birbirlerine büyük bir hızla yaklaştıklarını, canlıymışçasına uçtuklarını görebiliyorduk. Bulutların yoğunluğu hareketlerini görmemizi engellemiyordu, ama ayı veyahut yıldızları görmüyorduk. Şimşek de yoktu. Buna rağmen, devasa, hareketli bulut yığınlarının alt yüzeyleri ve etrafımızdaki tüm karasal nesneler konağın etrafını sarmış olan hafif, parlak ve açıkça ayırt edilebilen gazsı bir hava ile aydınlanıyordu.
Onun anormal bir korkunun esiri olmuş olduğunu anladım. "Bu berbat durum beni öldürecek," dedi. "Bu nedenle öleceğim, başka sebepten değil." Başıma geleceklerden korkuyorum; başıma gelecek olanlardan değil, sonuçlarından. Ruhuna bu dayanılmaz huzursuzluğu verebilecek en küçük olaydan bile korkuyorum. Nefret ettiğim şey tehlike değil, onun kati sonucu olan- dehşet. Bu sinir bozukluğuyla - bu acınası durumda - o amansız hayaletle, KORKUyla mücadele ederken er ya da geç hayatımı da kaybedeceğim."