Zaten her şeyden önce, insanın varoluşuyla ilgili hissettiği huzursuzluk yaşamını doyasıya yaşamadığı düşüncesinden doğan şımarıkça bir tatminsizlikten ileri gelmiyor mu?
Bir ayna kullanmadan kişi kendini göremeyeceğini düşünür ama sakat olmak demek her zaman burnunun ucunda bir ayna olması gibi bir şeydir. O aynaya günün her saati bütün bedenim yansır. Unutmak olanaksızdır.
Kekemelik, söylememe gerek yok gerçi ama, benimle dış dünya arasında bir engel oluşturuyordu. İlk sesi düzgün çıkaramıyordum. O ilk ses sanki benim iç dünyam ile dış dünya arasındaki kapının anahtarı gibi bir şeydi ama bu anahtar hiçbir zaman yuvasında düzgün dönmüyordu. Genelde insanlar özgürce konuşuyor, iç dünyaları ile dış dünyanın arasındaki kapıyı açık tutarak rüzgarın oradan rahatça geçmesine izin veriyorlardı ama ben bunu bir türlü yapamıyordum. Paslıydı anahtarım.
Kitaba ilk başladığımda sürekli bu ergenlerin kötülük yapıp zevk almasını mı okuyacağız diye düşündüm ancak kitabın ilerleyişi gayet iyiydi. Kitapta insanların bencil, güç isteyen yanını bunun için her şeyi yapabileceğini gördüm. Sevmediğim yanı yazarın kitabın sonunda yazarın ana karakterin yaptığı tüm kötülükleri, vahşeti "gençlik" olarak tanımlaması ve bir aile kurmak için çabalamaya başlaması oldu. Eğer bu kadar değiştiyse karakter ufak bir pişmanlık beklerdim.