Ölmekten korkmuyor, hayatta her şeye acı ve sinik bir gözle bakıyordu; bununla beraber, öleceğini bile bile hayatı son zerresine kadar seviyordu. Yaşamak, heyecanlanmak ve bir gün kendisinin ifade ettiği gibi, "boşlukta tuttuğum ufacık yeri bir solucan gibi ezerek yaratıldığım kozmik toz haline getirmek" için delice bir ihtirası vardı.
Kendilerine benzeyen kimselerin kafalarına doldurduğu küçük ahlâk anlayışlarını geveleyip hayatı yaşamaktan korkanlar. Seni sever bunlar, Martin, ama kendi küçük ahlâk anlayışlarını daha da fazla severler.
Ama gözünü aç. Bu burjuva şehirleri seni öldürecek. Seninle tanıştığım o hainler inine bak. Kuru bir kokuşma kelimesi bile ad olamaz orası için. İnsan öyle bir ortamda aklını koruyamaz. Aşağılık bir yer orası. Orada kadın, erkek, aşağılık olmayan tek kişi yok, hepsi de midyelerinki kadar yüksek entelektüel ve artistik günülerin idare ettiği birer neşeli mideden ibaret...
Beni, şimdiye kadar tanıdığın ve belki de sevmiş olduğun erkeklerden şu veya bu şekilde farklı olduğum için sevdin. Ben iş kavgaları, yasal gevezelikler yapmak için bürolarda, muhasebelerde oturacak bir insan olarak yaratılmamışım. Sen, beni bu işleri yaptır, beni o adamlara benzet, onların yaptığı işleri yapayım, onların teneffüs ettiği havayı teneffüs edip, onların edindikleri fikirleri edineyim, işte o zaman aradaki farkı yoketmiş, beni yoketmiş, sevdiğin şeyi yoketmiş olursun.