Edebin en yücesine sahip olan Peygamber Efendimiz'e hitaben Kur'ân'da: "(O vakit) Sen Allah'tan bir esirgeme sayesindedir ki, onlara yumuşak davrandın. Eğer (bilfarz) kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından herhâlde dağılıp gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla (Allah'tan da) günahlarının yarlıganmasını iste. İş hususunda onlarla müşâvere et. Bir kere de azmettin mi artık Allah'a güvenip dayan. Çünkü Allah kendine güvenip dayananları sever." buyrulmuştur. Âyet-i celîledeki “hüm” zamîri, Uhud Muharebesi'nde bulunan, hususiyle onlardan, bozulup dağılanlara râci'dir. Hicretin üçüncü senesinde Mekke müşriklerinin Medine'ye hücumları dolayısıyla vukua gelen Uhud Muharebesi'nde, İslâm mücahidlerine bir hezimet ârız olmuştu. Bu da fikr-i Peygamberi hilâfina meydan muharebesi yapmaya kalkışmaktan, bir de en mühim bir mevkiye yerleştirilmiş olan okçuların mevkilerini kendi kendilerine bırakmalarından ileri gelmişti. Hâlid b. Velîd radıyallahu anh'ın, İslâm ordusunu arkadan kuşatması üzerine iki kılıç arasında kalan mücahidler bozulmuş, hatta bir kısmı Medine'ye kadar savuşmuştu. Müsâdeme esnasında bizzat Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz yaralanmış, Hazreti Hamza ile altmış dokuz ashâb şehid olmuştu. Dönüş sırasında taraf-ı risâletten, bozulmuş olanlara asık yüz gösterilmek şöyle dursun, halleri hatırları sorulmak, kendilerine teselli olunmak üzere nezâket ve mülâyemet gösterilmişti. Bahsolunan âyet-i kerîmede Habîb-i Edîb-i İlâhî'nin şu hareketi takdir buyrulmakla beraber, aksi suretle davranılmış, yani kaçanlar tekdir edilmiş olsaydı o kimselerin dağılmalarına meydan verilmiş olacağı bildirilmiştir.
Allah'a ait 99 isim ve kısa anlamları alfabetik sıraya göre;
Allah'a ait doksan dokuz isim ve kısa anlamları alfabetik sıraya göre şöyledir: * Adl: "Şüphesiz ki Allah, adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl 16/90) * Afuvv: "Allah şüphesiz, affedici ve bağışlayıcıdır." (Hac 22/60) * Âhir: "Allah, evvel ve âhirdir..." (Hadid 57/3) * Aliyy: "Allah, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir; son derece yücedir ve uludur." (İsrâ 17/43) * Alîm: "O, her şeyi hakkıyla bilendir." (Bakara 2/29) * Allah: "Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl." (Tâhâ 20/14) * Azîm: "Allah öyle bir ilâh ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy ve Kayyûm'dur (daima diri ve yarattıklarını gözetip yönetendir ve her şey varlığını O'nunla devam ettirir). Kendisini ne bir uyuklama (gaflet) ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde olanlar(ın hepsi) ancak O'nundur. O'nun izni olmadıkça O'nun katında kim şefaat edebilir? Kullarının önündeki ve arkasındaki (geçmiş ve geleceklerini, yaptiklarını ve yapacaklarını, dünya ve âhirete ait) şeylerini O bilir. Onlar, O'nun ilminden ancak dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü (kudreti, mülk ve hükümranlığı) gökleri ve yeri kaplamıştır; onları koruyup gözetmek O'na ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür." (Bakara 2/255) * Azîz: "Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir." (Fâtır 35/10) * Bâis: "Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır." (Nûh 71/17-18) * Bâkî: “Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bâkîdir." (Rahmân
Sayfa 114 - 114 - 139 Syf·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Katoliklik ile Protestanlık arasındaki tek temel ayrım, özgür sor­ gulamayı1 6 8 İkincinin ötekine göre daha geniş bir ölçekte kabul et­ mesidir. Katoliklik, kuşkusuz, sadece idealist bir din olmasıyla bile* düşünceye ve düşünmeye Yunan-Latin çoktanrılılığımn ve Yahudi tektanrılığının verdiklerinden daha büyük bir yer tanır; düşünmeden yapılan hareketlerle yetinmez, insanların vicdanları üzerinde de ege­ menlik kurmak ister. Şu halde Katolikliğin seslendiği vicdanlardır ve körü körüne itaat ister ama bunu yine usun dilini kullanarak yapar. En az bunun kadar gerçek olan bir nokta da, Katolik kişinin inan­ cını ona sunulduğu hazır hali ile hiç sorgulamadan kabul ettiğidir, inancını tarihsel bir denetimden bile geçiremez, çünkü onu dayan­ dırdığı metinlere erişmesi yasaklanmıştır. Basamaklarla sıralanmış bir yetkeler dizgesi büyük bir beceriyle örgütlenmiştir; bu dizgenin amacı, geleneği değiştirilemez kılmaktır. Katoliklik değişime dair ne varsa ondan nefret eder. Eline Kutsal Kitabı vermiş, ama onun hak­ kında hiçbir yorum istememişlerdir. Reform görmüş inanç dalının yani Protestanlığın yapısı, dindeki bu bireysellik durumunu duyu­ larla donatmıştır. İngiltere bir yana bırakılırsa, Protestan papazları hiçbir yerde basamaklanmamıştır. Din adamı tıpkı sıradan bir ina­ nan kişi gibi, kendi başınadır, vicdanıyla karşı karşıyadır. Sıradan inananlardan daha bilgili bir yol göstericidir ama dogma saptayacak hiçbir özel yetkesi yoktur. Reform hareketinin kurucularının getir­ dikleri bu özgür sorgulamanın sözde kalmadığını en iyi belli eden şey, her türlü tarikatın ortaya çıkması ve gittikçe artmasıdır. Bu, Ka­ tolik Kilisesi hin bölünmez birliğiyle kesin biçimde çelişir.
Sosyoloji
Yaşama Tutunmak İçin Nedenler:
6. Aklın kendine has döngüleri vardır. Şu an bir kasırganın içindesin. Kasırgalar er ya da geç diner. Dayan.
Sayfa 113
Psikoloji
Ahzab Suresi
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ Ey Peygamber, Allah’a karşı gelmekten sakın, kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Muhakkak ki Allah her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Ahzâb 1 وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراًۙ Rabbinden sana vahyolunan buyruklara uy! Allah ne yapıyorsanız onların hepsinden haberdardır. Ahzâb 2 وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً Yalnız Allah’a dayanıp güven! Koruyucu olarak Allah yeter. Ahzâb 3 يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً وَجُنُوداً لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراًۚ Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani birleşik ordular üzerinize saldırmıştı da, Biz onlara karşı, bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptığınız her şeyi görüyordu. Ahzâb 9 وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يراً Demek Medine’nin her tarafından hücum edilseydi ve kendilerinden İslâm’dan dönmeleri istenseydi, hiç tereddüt etmeksizin, bunu derhal yapacaklardı! Ahzâb 14 وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لاً Halbuki daha önce, düşmandan kaçmayacaklarına dair Allah’a yemin ederek, söz vermişlerdi. Allah’a karşı verilen o ahitlerin hesabı elbette sorulacaktır. Ahzâb 15
Şu'arâ Suresi
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin. [35,8; 18,6] Şu'arâ 3 اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mûcize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi. Şu'arâ 4 وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ (Fakat Biz bunu istemedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar. [12,103; 36,30; 23,44] Şu'arâ 5 فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ Nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, ama alay edip durdukları Kur’ân’ın bildirdiği olaylar, yakında başlarına gelince, alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaklardır. Şu'arâ 6 اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ Peki bunlar yeryüzüne, orada her güzel çiftten nice nebatlar yetiştirdiğimize hiç bakmıyorlar mı? Şu'arâ 7 اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler. Şu'arâ 8