Unutuş, Allah’ın kullarına bahşettiği en latif merhametlerden biridir; âdeta ruhun derinliklerinde işleyen bir ilâhî hekim gibidir. İnsan günahıyla, acısıyla, kaybıyla yaralanır; kalbi kırılır, vicdânı sızlar, gözü yaşla dolar. İşte o anda, Rabb-ir Rahîm, unutuşu bir perde gibi indirir araya; zamanın akışıyla o yarayı yavaş yavaş kapatır, acıyı dindirir, gözyaşını kurutur. Bu ne bir ilaçtır ne bir dua; sadece ilâhî bir hikmettir ki, kuluna “Dayan” dercesine, acıyı hatırlatan izleri siler gider.
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” (İnşirâh, 5-6) buyurur Yüce Allah. İşte unutuş o kolaylığın en gizemli kapısıdır. İnsan sevdiğini toprağa verir; evlâdını, anasını, babasını uğurlar gider. O an sanki kıyamet kopar içinde. Ama zaman geçer, Rabb’in lütfuyla o yangın söner, külü savrulur, geriye sadece bir hüzünlü tebessüm kalır. Bu Allah’ın “Unutkanlık” değil, “Rahmet” adını verdiği şifadır.
Kul her an günahını, hatasını, eksikliğini hatırlasa, yaşayamaz hale gelir. Ama Allah, unutuşu bir af kapısı kılar; tövbe edenin geçmişini örter, yeni bir sayfa açar. İşte bu unutuşun en mukaddes hâlidir.Günahın ağırlığını kaldıran, kulun yeniden doğmasını sağlayan ilâhî bir ameliyat.
Unutuştan âlâ hekim yoktur, çünkü o hekimin eli, Rahman’ın rahmet elidir.