Yalnızken, kelimeleri ısınmak için kullanır insan... Belleğinden toplayıp sürter onları birbirine... Kıvılcımında yakar kelimeleri de hatırlattıklarını da...
Yalnızken, yılları çekmece olarak kullanır insan... Tıka basa atıldıkları için kapağın kapanmasına engel olan hatıraları teker teker katlar ve kapatır o çekmeceleri..
Kalabalıkta hep birileri anlamaz ya bizleri, yalnızlık bizim kendi kendimizi anlamamamızdır....
"Şeyler bıkkın kişiye, eşit olarak düz ve gri tonlarda görünürler, hiçbir nesne ötekilerin üstünde bir tercih edilebilirliği hak etmez." der bunu açıklarken Simmel.
...fakat ne yazık ki bizlerin 'kararlar' verecek kadar zamanımız var... Düşünecek kadar değil...
Hemen bir karara zorladık kendimizi neyin açılmış hali olduğumuzla ilgili olarak... Oysa bize gereken düşünmek... O halde tekrarlayalım. Konu hakikatse eğer, "Aramaktan vazgeç demiyorum. Bulmaktan vazgeç!"
"-Neden gözün kapalı yürüyorsun?
+Bütün yolları ezberledim..
-Ama düşebilirsin.
+Bütün düşüşleri de ezberledim.."
P.Coelho en sık rastladığımız hislerden birisini yazmış: "Tam bütün cevapları bulduğunu düşünürsün, sorular değişir." Artık hazır olduğunu düşünürsün sıradaki sorulara/sorunlara... Hepsine verecek bir cevabın, karşı koyabilecek gücün vardır... Dancer in the Dark'taki ifadelerle deha söyleyecek olursak, yolları da düşüşleri de ezberlediğini düşünürsün...
Tam bu esnada Osho'nun bahsettiği bir durum ortaya çıkar: "Sen cevapları ezberliyorsun.. Oysa hayat aynı soruyu iki kere sormaz.." Birikmiş cevaplar sadece ağırlık yapar sana, hareket edemez olursun hantallıktan...