M

Gözyaşı Vadisi
Dante'nin cehennem tasvirlerinin cennet tasvirlerinden çok daha güçlü olması eskiden bu yana acıtmıştır içimi. Sanırım bunun sebebi cehennemi her saniye hatırlatacak bir dün yada yaşıyor olmamız... Cennet kelimesinin bahçe anlamına geldiğini ve aslında bu dünyada bir yer olduğunu iddia eden yorumları duymuşsunuzdur... Peki ya cehennemde böyleyse? Cehennem kelimesinin kökeni İbraniceye kadar dayanır.. 'gēhinnōm / Gözyaşı vadisi' Dünya için gayet uygun gibi... "Hepimiz çukurdayız ama bazılarımız yıldızlara bakıyor" demişti O.Wilde.. Belki de Wilde'ın bahsettiği bu vadi/çukur gözyaşı ile dolu olsa gerek... Bizi boğan da/cehennemde hissettiren de dindiremediğimiz bu gözyaşlarıdır belki de... Camus'ye göre ise "Cehennem böyle bir yer olmalı, ışıklı tabelalar arasında yürüyüp, kendi fikirlerini ifade edememe hâli..." Tacizkâr ışıklarla karartılmış sokaklarda, kendini kelimelerle ifade etmeye zorlanan gözyaşlarının ağırlığıyla dolaşmak... Ve size cehennemi hissettiren bu hâli, neredeyse her gün gayet normal bir şeymişçesine yaşamak zorunda kalmak... Tekrar ve tekrar... Çünkü S.King'in de dediği gibi "Cehennem tekrardır.. Özetle söylemek gerekirse, "Belki de bu dünya, başka bir gezegenin cehennemidir..." Huxley
Sayfa 102·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir Şiir Defteri İçin
1 Hayır! İlgi beklemiyorum ben Hüzünlü sayıklamalarına ruhumun, Alışkınım el çekmeye isteklerimden En uzak günlerinden beri çocukluğumun. Yazdıklarımdan da bir şey beklemem Fakat isterim ki yıllar sonra, Kısa, fakat isyancı bir ömürden Bir iz kalmış olsun onlarda. 2 Kim bilir belki günün birinde, Tüm sayfaları hızla geçerken, Takılıp kalacaksınız bu dizelere, Mırıldanarak: "Haklıymış, gerçekten." Belki o sevinçsiz şiir uzun süre Durduracak üstünde bakışlarınızı, Bir mezar taşının yol üstünde Durdurması gibi bir yabancıyı!.. 1830
Sayfa 4·Kitabı okudu
Bir Türk'ün Yakınmaları (Yabancı bir dosta mektup)
Güneşin yakıcı ışınları altındaki o yabanıl ülkeyi bilir misin? Koruların ve solgun çayırların çiçeklendiği? Kurnazlığın ve kaygısızlığın kötülükle birleştiği Korkuyla kıvrandığı insan yüreklerinin? Ve o ülkede ki bazen Akıllar soğuk ve serttir taş gibi Fakat zamansız bir tasayla ezilir güçleri Dingin alevi iyiliğin söner erkenden. Daha başlangıçta bir yüktür orada yaşam Ve azarlanış gelir ardından sevinçlerin Tutsaktır ve zincir altında inler orada insan Dostum! İşte o ülke yurdumdur benim! Not: Ah, anlıyorsan eğer beni Açık konuşmadığım için kınama; Varsın, yalan gizlesin gerçeği: Ne yapalım? Hepimiz insanız ne de olsa! 1829
Sayfa 3·Kitabı okudu
Türk Resim Sanatı
TÜRKLERİN resim sanatını iki kısma ayırmak lazımdır. Birincisi, mazisi pek derin ve Şark'a tamamıyla bağlı olan Türk ressamlığı. İkincisi, Avrupa tesiri altındaki ressamlık. İkinci devir, ilk defa Bellini'nin İstanbul'a gelişi ile başlar. Türkiye'de Avrupa sanatının ilk mümessilleri Hüsnü Yusuf, Zekâi Paşa, İbrahim Paşa, Seyit Bey, Sait Bey, Yusuf Ziya Paşa, Nuri Paşa vs. Bu sanatkarların bir kısmı Avrupa'da tahsil etmiş ve her biri muhtelif memleketlerin ve muhtelif ressamların tesiri altında kalmışlardır. Neticede bize getirdikleri şey yeni bir Türk sanatından ziyade beynelmilel bir Avrupa sanatı olmuştur. Sanatkâr ne kadar kuvvetli olursa olsun başka bir muhite gözünü çevirdiği zaman eserlerinde muhakkak bir yabancılık ve ca'liyet görünür. Van Gogh'un dediği gibi, Delacroix, şarka ait resimlerinde hiçbir zaman samimi olamamış ve hiçbir zaman hakiki şarkı gösterememiştir. Sanat tarihi tetkik edilecek olursa, en kudretli sanatkârların en ziyade muhiti iyi görmüş ve tetkik etmiş şahsiyetler olduğu anlaşılır. Elverir ki eseri sanat bakımından kıymeti olsun. Böyle bir eser hangi muhitin malı olursa olsun, başka bir yerde, başka bir muhitte ve beynelmilel sanat sahasında da kendini gösterebilir. Birçoklarının zannettikleri gibi Garp sanatına ve sanatkârlarına ne kadar benzersek, eserlerimizin o derece anlaşılacağı düşüncesi yanlıştır. Buna Japon ressamlığı da iyi bir misal teşkil eder. Japon sanatının modern eserlerinde bile tamamıyla Japonluk hisleri ve karakterleri mevcuttur. Bu yüzdendir ki beynelmilel Japon resmi ve sanatı çok mühim bir mevki kazanmıştır. Sanatın her kısmında, hattá Avrupa'ya gönderilen eşyada bile Japon zevki hakim mevkidedir. Paris'te modern Japon sanatkârı Fujita'nın Avrupa kadınlarına ait yapmış olduğu resimlerde Japonluk karakteri ve
Düşünce
Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa! Geleceği ya boş, ya karanlık görünüyor. Böyleyken, bilincin ve kuşkunun yükü altında Eylemsizlik içinde kocuyor. Zenginiz biz, ta beşikten beri Babalarımızın yanlışlıkları ve akılsızlıklarıyla! Yaşam üzüyor bizi; dümdüz, amaçsız bir yol gibi, Bir şölen gibi yabancı bir bayramda. Utanç verici bir umursamazlığımız var iyiye ve kötüye, Solup gidiyoruz kavgaya girmeden daha; Yüz kızartıcı korkaklarız tehlikeyi görünce Ve iğrenç tutsaklarız iktidar karşısında. Cılız bir yemiş gibiyiz erkenden olgunlaşan, Okşamayan gözleri ve beğenileri, O öksüz yabancı gibi, çiçekler arasında asılı duran, Ve düşüp giden, onların açma mevsimi. Kuruttuk aklımızı yararsız bilimlerle, En içten umutlarımızı ve o soylu sesi Gizledik kıskançlıkla en yakınlarımızdan bile İçimizde alaya alınmış tutkuların güvensizliği. Henüz varıyorken tadına mutluluğun, Genç güçlerimizi koruyamadık; Doygunluk korkusuyla her sevinçli duygunun Özünü sonsuzca çıkardık.
Sayfa 25·Kitabı okudu