Osman Balcıgil edebi anlamda çok iyi kalemi olan bir yazar olmasa da yakın tarih hakkında çoğu da belgeleri ile sunulan bilgiler verdiği için beğeniyorum. Mutlaka size birşeyler katıyor.
Bu kitapta da yine 6 7 Eylül 1955 dönemi hakkinda Suzan karakteri üzerinden çok önemli bilgiler ediniyoruz. Yorgo ve Suzanin aski bize iki kültürün nasıl yıllarca barış içinde ve kenetlenmiş olarak yaşadıklarını tüm sıcaklığı ile aktarıyor. Olaylarin patlak vermesi kitabın sonlarina doğru aktarılıyor ve en etkileyici kısmı da yine son bölümler. Her zamanki gibi gerçek suçlularin cezasını bulması ise mümkün olmamış azmettirenlerin büyük başlar olmasindan dolayı durum hasır altı edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin en utanç günlerinden birisi olan böyle bir olayı bu kadar çarpıcı ve en gerçek haliyle bize sunduğu için kitabı çok beğendim. Okunmalı.
Deborahin yaşadıkları çok zor. Verdiği mücadele herkesin kolay kolay katlanabilecegi türden değil. Kitap çok akıcı değil ağır ilerliyor. Sabırla okunup anlasilmasi gerekiyor. Bir akıl hastanesinde yaşamanın zorluğu yaşayan bir kişi tarafından paylaşılıyor, iyileşmek için geçirdiği evreler, tekrar tekrar sil baştan geri dönmeler, iyileştim daha iyiyim dediği anda dışarıda yaşamanın zorluğu, hatta ailesinin bile yaklaşımı çok gerçekçi bir halde verilmiş. Şizofreni hastası olan Deborah anlatılıyor kitapta ve biyografik bir eser olduğu için 9.Hariciye Kogusundaki gibi yazar hakkında da bilgi edinmiş oluyoruz bu vesile ile. Hayat hiç kimseye gül bahçesi vadetmiyor. Mücadele etmek zorundayız yeter ki o gücü kendimizde bulalım.