Her şeyden kuşku duyup, dünyaya küçümseyen bir gülümsemeyle baksam da bu durum yemek yememe, gönül rahatlığıyla uyumama ya da evlenmeme engel olmaz. Derinliği ancak yaşanınca anlaşılan umutsuzluktaysa, bu eylemler ancak çaba gösterilerek, acılara katlanılarak gerçekleştirilebilir. Umutsuzluğun doruklarında kimsenin uyumaya hakkı yoktur.
Hastalıkların felsefi bir görevi varsa, o eksiksiz bir yaşam düşünün ne denli dayanıksız olduğunu göstermek olabilir yalnızca. Hastalık ölümün varlığını her an duyumsatır; acılar bizi normal sağlıklı bir insanın asla anlayamayacağı metafizik gerçekliklere bağlar.
Duyumların son kertesi, aşırı içsellik bizi son derece tehlike bir bölgeye taşır, ne de olsa kendi köklerinin bilincine fazlasıyla varan bir yaşamın yapabileceği tek şey kendini yadsımaktır.
Yemek, içmek, uyumak, çıplaklıklarını örtmek sonra da istenilen anda yorgunluğun tadını çıkarmak.
Çalışmak, oynamak, şarkı söylemek, dans etmek ve sonra saati geldiğinde huzur içinde yatıp uyumak.
Bunu düşünmek, şunu hissetmek, sonra da uzaklarda ufukta bir yıldız yükseldiğinde, düşünmekten hissetmekten de vazgeçmek.
Gülerek komşudan bir şeyler aşırmak, tereddüt ederek bir hediye vermek, ihtiyatla övmek, ölçülü ve temkinli kınamak, bir solukla bir vücudu ateşe vermek, sonra da iş günü bittiğinde ellerini yıkamak.
Kurulu bir düzene göre sevmek, en iyi benliğini önceden tasarlanmış biçimde eğlendirmek, tanrılara üstünkörü ibadet etmek, şeytanla sinsice dolap çevirmek-sonra da bellek yitimine uğramışçasına her şeyi unutmak.