Doğadan yabancılaşmalarımızın en karmaşığı, kavranması en zor olanıysa, ondan bir şekilde yararlanma, kişisel bir yarar sağlama ihtiyacımızdır. Vahşi doğayı -ne kadar masum ve kullanılması zararsız olsa da- kullanılabilirlik kavramından ayırmadıkça, doğayı (ya da kendimizi) asla kesinlikle tam anlayamayacak ve kesinlikle hiçbir zaman saygı duyamayacağız.
Biz yaptığımız her şeyden kendimizi tümüyle sorumlu hissetmiyoruz. Suçu çevreye, topluma, ebeveynlerimize, atalarımıza atıp illa ki bir mazeret buluyoruz ama asla kendimizde bir kusur bulmuyoruz.
Biz yalnızca kendisiyle, kendi itibarıyla, kendi sorunlarıyla, kendi ıstırabı, üzüntüsü ve yalnızlığıyla ilgili olan çok bencil insanlarız. Yalnızlığın bu çaresizliği yüzünden de kendimizi bir şeylerle, bir başkalarıyla özdeşleştirmek istiyor ve bir fikre, bir inanca, bir insana; özellikle de bir insana tutunuyoruz.