İyi filozoflar gerçekliğin kaosunu budar, evcilleştirip sabit biçimlere sokar ve böylece de değerli ve nefis meyveler vermeye zorlar; en azından teoride.
İlk başta hepimiz genellikle Tanrı’ya atfedilen şeyleri ana babalarımıza yüklemeye çalışırız: Sınırsız bir müdahale gücü ve tartışılmaz bir hikmet. Teolojik anlayış açıkça, bunun idealleştirilmesinden başka bir şey değildir.
Yalnız, bir çeşit öfke biriktirmiş gibi yüreğinde. Patlak vermek için önemli bir anı bekleyen, öyle küçük küçük olaylarda kendini harcamağa yanaşmayan, ama olayın önemlisini bir türlü gelmiş sayamayan bir öfke.
Hepimiz bir şeyler olmak için çabalarız. Fiziksel açıdan da daha iyi bir ev, daha fazla para ile daha iyi bir makam ve yüksek bir itibar isteriz. Biyolojik açıdan da eğer sağlığımız yerinde değilse, sağlıklı olmayı isteriz. Psikolojik açıdan ise düşüncenin, bilincin içsel bir süreci olan kişinin gerçekte bir hiç olduğunun farkına varması ve ardından da bir şeyler olmaya çalışmakla bundan uzaklaşmasının tüm bu içsel süreci, tüm bu içsel devinimi vardır.
Çiçek yetiştirmek... İnanç konusunda baskıdan kaçan adamın, din adamının, her işi bir yana bırakarak oturup çiçek yetiştirmesi gülünç değil de ne? Gene de, burada yapamayacağı, ama şehirde her gün yüzlerce insanın yaptığını gördüğü birtakım işlerden iyi: İçip içip sarhoş olmaktan, sokaklarda evlerde kavga etmekten, dayak atıp dayak yemekten, soygunculuktan, yankesicilikten, pezevenklikten, büyükler hesabına kundakçılıktan, bu gibi bir sürü işlerden iyi...