Çoğu insanın hayal gücü oldukça zayıftır. Eğer bir şey onları doğrudan etkilemiyor, o şeyin sivri ucu direkt zihinlerine dokunup onları rahatsız etmiyorsa bu durum bünyelerinde pek bir heyecan yaratmaz fakat aksine, olan biten bizzat gözler önünde, duyguları harekete geçirecek kadar yakınlardaysa coşkunun aşırı uçlarına aniden savrulmalar kaçınılmaz olur. İşte o zaman normalde sakınılan tepkiler orantısız bir abartıyla sahnelenmeye başlar.
İnsanlardan kaçışım, içimden geçenlerin en küçük bir parçasını bile etrafıma sezdirmekten çekinişim bana sebepsiz ve manasız görünürdü. Zaman zaman beni saran hüzünlerin, hayat bıkkınlığının bir ruhi hastalık alameti olmasından korkardım. Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Dünya'nın en basit,en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?