Birden, hiç beklemediği bir şey oldu, vicdanı uyandı ve zavallı bir körün arabasını çalabildiği için onu açıkça suçladı. Şu anda bu durumdaysam, bu onun arabasını çaldığım için değil, ona evine kadar eşlik ettiğim için. Çünkü bunu yapmam büyük bir hata oldu, diye akıl yürüttü. Vicdanı, bu gibi durumları pek ince eleyip sık dokuyacak yapıda değildi, akıl yürütmesi basit ve açıktı. Körler kutsal sayılan kişilerdir, gözleri kör olan birinin bir şeyi çalınmaz. Teknik açıdan bakacak olursak, ben onun bir şeyini çalmadım, arabası cebinde değildi, burnuna da tabanca dayamadım, diye kendini savundu hırsız. Bu kadar yanıltmaca yeter, diye homurdandı vicdanı. Nereye gideceksen git haydi.
Verdiğimiz habere kim inandı? RAB'bin gücü kime açıklandı?O RAB'bin önünde bir fidan gibi, kurak yerdeki kök gibi büyüdü. Bakılacak biçimden, güzellikten yoksundu. Gönlümüzü çeken bir görünüşü de yoktu. İnsanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı. İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü. Ona değer vermedik. Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü..