“Yağmur yağacak," dediğini hatırlıyordu babasının. "Fener'e gidemeyeceksin."
O zamanlar Fener, akşamları aniden yumuşakça açılıveren sarı bir gözü olan gümüşsü, puslu gibi görünen bir kuleydi. Şimdi-
James Fener'e baktı. Beyaza boyanmış kayaları, çıplak ve dimdik duran kuleyi görebiliyordu; üzerindeki siyah beyaz çizgileri, içindeki pencereleri görebiliyordu; hatta kuruması için kayalara serilmiş çamaşırları bile görebiliyordu. Demek Fener buydu, öyle mi?
Hayır, öteki de Fener'di. Çünkü hiçbir şey sadece tek bir şey değildi. Öteki de Fener'di. Bazen koyun ötesinden zorlukla seçilebilirdi. Akşamları insan başını kaldırdığında o gözün açılıp kapandığını görür, işığı oturmakta oldukları o havadar ve güneşli bahçede ta onlara kadar ulaşıyormuş gibi olurdu.