Yarım kalan son şiir kitabına da adını veren o muhteşem şiirinde kendi ölümüne dair dizeler düşer:
Yine tarayabilecek miyim saçlarımı rüzgarda
Yine menekşe dikebilecek miyim bahçelere
Ve sardunyaları
Pencerenin ardındaki gökyüzüne dizebilecek miyim?
Dans edebilecek miyim yine kadehler üzerinde
Acaba yine kapının zili bir ses beklemeye sürükleyecek mi beni ?
Anneme dedim ki : "Bitti artık! "
Hep düşündüğünden önce gerçekleşir olacak olan
Gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz
Özgürlüğünün ihlali, kendi varlığının görmezden gelinmesi çıldırtır onu ve asker bir babanın otoriter tavırları karşısında bir mektubunda kendisinin ifadesiyle söylersek "Ne gülebilen, ne de konuşabilen, hiçbir varlık göstermeden bir köşeye oturup büzülen biri"ne dönüşür.
Furuğ'un Öyküsü adlı o güzel kitabında Celâl Hosrovşahi Furuğ'u şöyle anlatır:
" Furuğ hayat doluydu, ondaki canlılıktan keyiflenirdim. Çevresindeki her şey onda merak uyandırırdı. İnsanları ve doğayı severdi, denize ise aşıktı... Gülerken tüm yüzü ve gövdesiyle gülerdi. Gülüşü içten, yürektendi. Ağlaması da. Hep aynanın önünde ağlardı. Bir şeye üzüldüğünde, bunaldığında gider aynasını alır ve ona bakarak ağlardı. "