Arap yarımadasında, Allah bir gün insana eş olsun, dost olsun, onun ayaklarını yerden kessin diye bir at yaratmak istemiş. Bundan sebep, dünyayı var ettiği dört varlığı; ateşi, toprağı, suyu ve havayı çağırmış.
Görevi önce ateşe vermiş: At çok güzel olmuş; parıl parılmış, kıvılcım gibiymiş ama özü ateşten ya hırçınmış, vahşiymiş.
Yaradan bu olmaz deyip görevi toprağa vermiş. Toprak öyle bir yaratmış ki uysal, sakin, yeryüzü gibi rengarenk, çok güzel ama bir kusuru varmış; toprak gibiymiş hantal, tembel.
Suya verilmiş bu seferde görev! Su, minik dalgalar kadar şirin, tsunamiler kadar hırçın, su kadar berrak ve güzel bir at yaratmış. Çok idealmiş ama kusuru da çok büyükmüş. At su gibiymiş; akıp gidiyormuş, bir yerde kalamıyormuş, bulunduğu kabın şeklini alıyormuş, sadık değilmiş.” olmaz demiş Allah ve;
Görev son olarak havaya verilmiş. Hava, düşünmüş buluttan mı yaratsam? Nemden mi? Ondan mı? Bundan mı? diye düşünürken; rüzgarda karar kılmış. Meltemler kadar uysal, fırtınalar kadar hırçın bir at yaratmış. At, nereden geldiğini unutmasın diye de atın yelelerine rüzgarı bağlamış.
O yüzdendir ki en güzel yeleler Arap atındadır. Atın adını; Küheylan koymuş. Yaradan onay verdikten sonra ilk Arap atını Arap çöllerine yollamış. Ne şahlar ne sultanlar ne krallar ne zenginler ne yiğitler bırak ata binmeye ata yaklaşamamışlar bile derken birgün,
12 yaşında Hz. İbrahim gelmiş ve kimsenin dokunamadığı fırtına gibi atı direk yelelerinden tutmuş, atın özüne dokunmuş, at onu sırtına almış hemen. Tüm Arap çöllerini fırtına gibi eserek ama bir meltem huzuruyla sadece dakikalar içinde gezmişler.
Araplar derki “Her kadın bir küheylandır.” İbrahim’ini bulana kadar fırtına kadar hırçındır ama her kadının bir İbrahim’i de vardır mutlaka. Ve İbrahim gelip kadının özüne dokunduğunda, onu