Anayurdum, surlar, zafer takları
kemerler ve yontular ve sahipsiz
kuleler görüyorum, atalarımızdan kalan
ama, ne şan görüyorum, ne şöhret ne defne dalı,
ne demirden yük, büyüklerimizin taşıdığı;
çaresiz kaldığın besbelli
Buraya kadar Defne'nin hikâyesini okudun. Bundan sonrası bir tercih meselesi.
Seçeceğin final;
gerçeğe mi inanacağını,
korkuyla mı yüzleşeceğini,
düş gücüne mi teslim olacağını
yoksa gerçeğin izini mi süreceğini belirleyecek.
Sayfayı çevirme.
Önce karar ver.
Daha ilginç olansa kitapların isimleriydi. Raflardaki kitaplara şöyle bir göz gezdirdi:
“Defne Sessizliği Seçti”
“Defne Onu Terk Etmedi”
“Defne Başvurdu ve Kazandı”
“Defne Onu Hiç Tanımadı”
“Defne Karanlığa Teslim Oldu”
“Defne”
“Defne”
“Defne”
Defne eşyaları da alıp gitmişken arkasından bir gıcırtı sesi geldi. Dönüp baktığında kapı arkasından kapanmıştı. Hafifçe itti, açılmadı. Biraz daha sert denedi, yine sonuç yoktu. İçinden “Hurda şey.” deyip içeriye doğru ilerledi ama içini tarif edemediği bir huzursuzluk kaplamıştı.
"Ben buraya daha önce geldim. Hatırlıyorum, eminim.”
Ve o an evin eski ahşap kaplamalarından ince bir çıtırtı duyuldu. Sanki ev onu duymuş ve yanıt vermişti. Defne'nin tüyleri diken diken oldu. Sanki gölgelerde bir çift göz onu izliyordu.