Sabah Yıldızı, Pierce Brown’ın Kızıl İsyan serisinin üçüncü kitabıdır. Altın Oğul’un o yıkıcı sonundan sonra, bu roman yıkılmış bir liderin küllerinden doğuşunu ve tüm Güneş Sistemi’ni kapsayan topyekûn bir devrimi konu alıyor.
Kitap, Altın Oğul’un travmatik finalinin ardından Darrow’un fiziksel ve psikolojik olarak en dipte olduğu noktada başlıyor. Dokuz aylık bir esaret ve işkence sürecinden sonra Ares’in Oğulları tarafından kurtarılan Darrow, bıraktığından çok daha bölünmüş, kaotik bir direniş bulur. Bu kitapta artık sadece Altınların arasına sızmış bir ajan değil; tüm ezilen renklerin umudu, isyanın resmi lideri ve "Azrail" kimliğiyle gerçek bir simgedir.
Bu kitapta Darrow artık öfkeyle hareket eden bir intikamcı değil; her hamlesinin maliyetini hesaplayan olgun bir lidere dönüşüyor.
Darrow’un eski düşmanlarıyla (Cassius gibi) kurduğu ilişkiler, "eski düşmanlar gerçek dost olabilir mi?" sorusunu derinlemesine sorgulatıyor.
Romanın ana felsefesi, tiranlığı yıkmanın kolay; ancak onun yerine adil bir sistem inşa etmenin ne kadar zor olduğu etrafında dönüyor.
Simdi burda aslında seri bitiyor gibi fakat 2 yil sonra yazar 4. kitabı yayımlıyor. Yeni kitapta ise 10 yıl sonrasını anlatıyor. Tabi burada ayrıntı vermeyeceğim. Ben 3 kitabıda keyifle okudum. Fakat 4. kitabı okumak için biraz kendime zaman tanıdım zira kitaplar giderek daha kalınlaşıyor. Ama distopik sever bir okuyucu olarak bu beni tabii ki yıldırmaz. Sizi de yıldırmasın. Şimdiden keyifli okumalar.
Pierce Brown tarafından kaleme alınan Kızıl Yükseliş (Red Rising), distopya ve bilimkurgu alanında sürükleyici ve sert örneklerden biri. Roma İmparatorluğu’nun kölelik düzenini zamanın çok ötesinde olan bir uzay operasıyla birleştiren roman, sınıf çatışmasını ve intikam temalarını muazzam bir tempoyla işliyor.
Kitap, insanlığın renk bazlı katı bir kast sistemine bölündüğü ve Mars’ın kolonileştirildiği bir gelecekte geçiyor.
Kızıllar: Toplumun en alt tabakasıdır. Zorlu madenlerde Mars'ı yaşanabilir kılmak için köle gibi çalıştırılırlar.
Altınlar: Toplumun en üst tabakasıdır. Kusursuz genetikleri, zekaları ve güçleriyle tüm sistemi yöneten acımasız elitlerdir.
Darrow: Hikayenin ana kahramanıdır. Yaşadığı derin bir trajedinin ardından, kast sistemini kökünden yıkmak için tehlikeli bir dönüşüm geçirir. Genetik olarak bir Altın'a dönüştürülerek, sistemi içeriden çökertmek amacıyla Altınlar'ın en prestijli eğitim akademisine sızar.
Kitap, Açlık Oyunları ve Sineklerin Tanrısı gibi hayatta kalma mücadelelerini andırıyor. Ancak şiddet dozu, stratejik entrikaları ve askeri dehası çok daha yüksek.
Darrow'un saf bir madenciden acımasız bir lidere dönüşürken yaşadığı psikolojik savaş, vicdan azapları ve dostluk ile ihanet arasındaki gidiş gelişleri çok başarılı aktarılmış.
Eleştiri olarak kitabın ilk 100 sayfası, klasik distopik genç yetişkin kitaplarını hatırlatabilir. Ancak Darrow akademiye girdikten sonra hikaye tamamen yön değiştirerek çok daha karanlık ve yetişkinlere yönelik bir askeri bilimkurguya evriliyor.
Sonuç olarak Kızıl Yükseliş, sadece bir başkaldırı hikayesi değil; güç, sadakat, ahlak ve adaletin sınırlarını sorgulayan bir kitap.. Bilimkurgu sevmeseniz bile, içindeki yüksek siyasi entrika ve savaş stratejileri sayesinde elinizden bırakamayacağınız bir tempoya
Ergün beyi x platformundan gülerek takip ediyorum. Olaylara mizahi yaklaşımına bayılıyorum. Çocuk kitapları yazdığını duyunca hemen alıp kizimla birlikte zevkle okuduk.
Sanırım aramızda küçükken anne terliği ile iki şaplak yemeyenimiz yoktur. Okurken kahkahalar attığım bir kitaptı. Anılarım canlandı desem yeridir. Anlatım dili hoş ve keyifli bir kitap olmuş. Bizim zamanımızda neden böyle kitaplar yoktu acaba.
Genelde seri kitaplarin sorunu kendini tekrarlamasıdır. Ama bu kitap öyle bir şeydi ki bırak tekrarlamayı tempo bir an olsun düşmedi. Kim kime ihanet ediyor, müttefik kimdi, dost kimdi kafanizi karistiriyor ters kösenin sonu yok. Allahim ne okudum ben. Üçüncü kitaba baslayacağım fakat kafamı toplamak için bir-iki gun ara vermeliyim.