Defterler ve ajandalar..
Merhaba sevgili okurlar..Bugün sizlerle birlikte bir ileti yayınlamaya geldim.Öncelikle biraz yazdığım 3 defterden bahsetmek istiyorum.Birisi tabii ki günlüğüm.Her gün yazmak zorunda değilsiniz canınız ne zaman isterse yazabilirsiniz.Gerçekten çok rahatlatıcı oluyor.Aynı zamanda defter olarak sadece kitap yorumlarımı yazdığım ve bugün başladığım bir defterim var.Profilimden bir önceki videoya bakarsanız örneği görebilirsiniz.O kitap hakkındaki duygu ve düşüncelerimi yazıyorum aynı 1000kitap uygulaması gibi.Sadece fiziki olarak yazmak hoşuma gidiyor.Bir de puanlı not defterim var ama o anket defteri gibi.Alıntılarınızı,duygu ve düşüncelerinizi bir anket gibi size soran defterlerimden bir tanesi.Doğum günü hediyesi olarak geldi.Çok güzeldi bence.Eğer defterlerinize yazmak için birşey bulamıyorsanız önerilerimi sizlerle paylaşmak istedim :) Aynı zamanda 1000kitap uygulamasında iki yüzden fazla kitapla ilgili yorumlarımda var.Ancak en beğendiklerimi defterime yazıyorum :) Umarım faydası olur.İyi okumalar ve iyi yazmalar dilerim <3 #öneri
Arşiv belgeleriyle çalışırken elinizdeki kazmayı nereye vuracağınızı bilmezseniz, bulduğunuzu sandığınız hakikat aslında geçmişin egemenleri tarafından oraya bilerek bırakılmış bir tuzak olabilir. Arşiv, tarihçinin sığınağıdır ama aynı zamanda en tehlikeli labirentidir; çünkü hiçbir belge masum ya da tarafsız değildir. Bilginin arkeoloğu, kazı yaparken hem belgenin ürettiği ideolojik illüzyonla hem de kendi zihninin bugüne ait önyargılarıyla savaşmak zorundadır. En yaygın akademik hata, arşivde bulunan resmi bir evrakı "mutlak ve tarafsız gerçek" olarak kabul etmektir. Resmi belgeler (örneğin Osmanlı’daki Mühimme Defterleri veya Tahrir Defterleri), devlet aygıtının kendi bekası, vergi düzeni ve meşruiyeti için ürettiği ideolojik metinlerdir. Bir ferman, merkezdeki iradenin taşraya neyi dikte etmek istediğini gösterir; ama taşrada o emrin gerçekten uygulanıp uygulanmadığını, yerel unsurların bu emri nasıl manipüle ettiğini söylemez. Belge fetişizmi, tarihi sadece "devletin kendi arşivinde görmek istediği kurgu" üzerinden okuma riskini doğurur. Tarihi, bugünkü kaçınılmaz sonuçlara ulaşmak için yürünmüş doğrusal bir yol gibi görmektir. Örneğin, Osmanlı'nın 17. veya 18. yüzyıldaki mali yapısal dönüşümlerini veya yerelleşme eğilimlerini (ayanların ortaya çıkışını), sırf sonraki yüzyılda "imparatorluğun çöküşü" yaşandı diye doğrudan "kaçınılmaz çöküşün kanıtları" olarak okumak teleolojik bir tuzaktır. Oysa o dönemdeki aktörler bir çöküşü değil, kendi dönemlerinin krizlerine karşı rasyonel çözümler üretmeye çalışıyorlardı. Tarih yazımının en ölümcül günahı olan anakronizm, geçmişi bugünün değer yargıları, ideolojileri, ahlak standartları veya kavramsal araçlarıyla yargılamaktır. 16. veya 17. yüzyıl Osmanlı toplumsal yapısını, henüz ortada ne endüstriyel kapitalizm ne de
1000Kitap
Reklam
Dostlar meclisi
Defterler; artık hayatımda daha çok yer ediniyor. Bugünlerde en çok şükrettiğim şeylerden biri "yazabilmek" bu kadar küçük bir eylem, hayatımıza devasa etkide bulunur.
Hayata Dair
Çay ve kahve denilince akan suların durduğu bir dönem :) kupalarım ve ben yazın her zamanki gibi devam ediyoruz :) Kitaplar,kalemler,kupalar,çay,kahve,defterler,rujlar,saatler,parfümler ve ben.. en sevdiğim şeyleri yazmaktan hoşlanıyorum :) #kitapönerisi
Dağ gibi yığıldıkça defterler, geçmiş geri gelmiyor. Sızı duruyor durduğu yerde.
NE DÜŞÜNÜYORUM? (12.05.2026) Sosyal medyada polemikler ve iddialar iyice arttı. Eski defterler açılıyor. Görünür ve konuşulmak isteyen herkes, bir konunun içine dahil oluyor. İnsanlar da bunları okuyarak veya izleyerek zaman geçiriyor. İyiyi eleştiren bir kitle var. Kötüyü de alkışlayan bir kitle var. Belki de kimin iyi, kimin kötü olduğuna karar veremiyor insanlar. Burada bile bir anlaşmazlık var. Siyasette fikirler tartışılmıyor. Kişilerin açıklamalarıyla zaman geçiyor. Herkes, başkasını bir kaşık suda boğacak gibi davranıyor. Gazeteciler, ekranda ve sosyal medyada bir milletvekilinden daha etkili siyaset yapıyor. Algılar çok iyi şekilde yönetiliyor. Siyaset dışındaki alanlarda da durum aynı. Futbolda da aynı yaklaşım var. Şarkıcılar da magazin haberlerinin içinde. Olaylar ve durumlarda adı geçen kişiler, topluma örnek olacak davranışı ortaya koyamıyor. Eğitici ve öğretici davranışta olması gerekenler de günlük kazançlarının derdine düşmüş. Açlık, aç insanların meselesi değilmiş sadece. Açlık, tok insanların gündeminde daha çok yer alıyormuş. Bunu da kırkından sonra anladım. Eskiden filmlerde ve dizilerde oynayan kişilere oyuncu derdik. Devir değişti. Artık herkes bir oyuncu. Kimileri çok iyi oynarken kimileri de çok kötü oynuyor. Bu oyunlar, insan ömrünü kısaltacak gibi. Göründüğümüz gibi olmamız gerekiyor. Olduğumuz gibi görünürsek de olur. Karşımızdaki herkesi yargılamak bence bir hastalık. Farklılıklara veya farklı görüşlere tahammülümüz giderek azalıyor. Aynanın karşısına geçip aynı cesaretle kendimizi yargılayamıyoruz. Kimileri aynanın karşısına geçmek istemiyor çünkü gerçeklerden kaçıyor. Kimileri de aynada kendini göremiyor. Aynada gördüğü başkası veya başkaları.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam