İnsan yapımı yapıtlar, uyuklayan dünyanın engin alanlarını yavaş yavaş kapladıklarında, bakir doğa anlayışı bile bugün büyük ölçüde Eden söylencesinden (ada kalmamıştır) payına düşeni
alıyor, çölleri kalabalık hale getirerek, kumsalları parselleyerek, ve göklere görkemli uçak izleri çizerek, insanların yaşayamayacağı bölgelere bile el atarak, hem de, ve aynı zamanda (ve bu nedenle) şimdiye kadar yaratılana ait olanı yaratana vermek için onun elinden alarak; tarih duygusu, insanların yüreğindeki doğa duygusunu yavaş yavaş kapladı, ve bütün bunlar öylesine
güçlü ve direnilmez bir hareket tarafından yapıldı ki günün birinde, suskun doğal yaratırnın yerini alacak olan; çok çirkin ve çok hızlı, devrimci ve savaşçı haykırışiarta çınlayan, fabrika ve
tren ugulıularıyla dolu, nihai olarak kesinleşecek ve - belki de bu yeryüzü üzerinde, binlerce yıl boyunca görkemli ve şaşkınlık uyandıran şeyler yarattığı halde, yabani gülün uçuveren kokusunun, zeytin ağaçları tarlasının, çok sevilen köpeğin yerini tutacak değerde olmadığını göstermek olan görevini tamamlayan - tarih
yanşında galip gelecek insan yaratımıyla yüz yüze kalabiliriz.
"Tüm atomlarımı bir arada tutan bir sıvı, bir zar gibi ve işte o zar dışsal bir etkiyle zorlanmakta ve zarın en küçük kıpırtısı atomların bir arada duruş kombinasyonlarında bir değişim yaratıyor. Ama tek tek ne atomları, ne zarı, ne kıpırtısını, ne de kombinasyondaki değişimi, ne de değişimin kendisini açıklayamıyorum. Unutmaya çalışıyorum."
“Zaman su gibi akıp gidiyor” klişesinin yanı sıra “hayat sarp, dikenli bir yoldur” kalıbını da kullanmaya izin veren bu “hoş” mekânda durup duruyoruz -ama zaman durmuyor işte eski yıl bir darbeyle devriliyor ve yeni yıl iktidarı ele alıyor. İşte zaten bu darbeler zamanın su gibi akıp gitmesine çelme takıyor ve hayatı sarp ve dikenli bir yol kılıyor. Günlerdir buraya kış geldi oturdu, evimiz, pencereler ve barbunyalar (sıcak suya koyunca) ötüyor, dışarı kovduğumuz fareler, stratejiler düzenleyerek air condition (klima) kutusundan içeri girmeye çalışıyor."