" Ya bizim yolumuzun kalanınında acıdan başka bir şey yoksa? Yine de yürümeye değermi?"
"Başını kaldırda etrafa bir bak."
Başımı Marlo'nun göğsünden uzaklaştırıp çevremdeki tüm gürültüye baktım. Gürültü boğazımı yaktı, eğer böyle bir şey mümkünse. Ya da belki yalnızca toz ve sis... Aceleci adımlarla yürüyen feyler her yerde olduğundan sis yayıldıkça yayılıyor, etraf kırık kaldırım taşlarının arasından çıkan toza bulanıyordu çünkü.
"Göruyor musun? Onların da yolları devam ediyor ve önlerinde nelerin uzandığını hiçbiri bilmiyor. Ama geride durmuyorlar. Öyle ki yürüyecekeleri yolun taşlarını dizmeye çalışmaktan yaşadıkları şehrin yollarının ne bozuk olduğunu uzun zaman önce unutmuşlar."
İnsanların birbirlerine verecekleri duygulardan başka ne var ki eğer çok istiyorsan çok seviyorsan hiç çekinme bunu belli et en kötü olasılık karşılık görmemektir ne çıkar en iyi olasılık ise doyasıya karşılık görmek değil midir ya böyle olursa ya o da seni çok istiyor çok seviyorsa ve o da bunu belli etmeye başlayacaksa bu fırsatı kaçırmaya değermi kurulun düzenin kurallarına uymak için doğru bir ilişki zaten elden kaçırmamak için kurulur istemek ve sevmek çok sık yaşanılan duygular değildir bunları kendince kendi içinde saklı tutmanın mantığı ne olabilir bırak duyguların sende kalmasın karşındakine hep diken üstünde tutmak sevgi değil bencilliktir.
Dudaklarını birbirine yapıştırıp rujun düzgünce yayılmasını sağladı.
Ellerinin titremesi artmıştı.
Ruju tekrar dudaklarına götürdü.
Kalınca sürmeye başladı.
Ruj dudaklarından taştı. Devam etti.
Yanaklarına, çenesine, gözaltlarına varıncaya kadar ruju yüzünde gezdirdi.
Kırmızı. Kanar gibi.
İşte tam o sırada ağlamaya başladı.
Yüzü ruj kırmızısı, kan kırmızısı oldu. Kırık kırmızı kiremitler kadar hüzünlüydü.
Çok ağladı.
Terk edilmiş kadınlar gibi ağladı.
Gururu kırılmış kadınlar kadar çok.
Aslında çirkinmiş de çirkinliğini o an fark etmiş kadınlar gibi.
Çok sevildiğini sanıp aslında hiç sevilmemiş olduğunu, kandırıldığını düşünen kadınlar kadar. Bu dünyada kendisini gerçekten sevdiğine inandığı tek erkeğin aslın da hiçbir zaman kendisine ait olmadığını fark eden kadınlar gibi ağladı.
Kocası kendisinden genç bir kadının peşinden giden kadınlar kadar.
Kabarık, mor tüylü banyo halısına çöktü ve sesi kısılana içindeki zehri ancak ağlayarak çıkarabilirmiş gibi.
"Sevda büyük dert ,bilirim.Onca düşmanın olur,hepsini alt edersin de o gelir, aha şu belindekini bile kullanmadan ôylece vuru verir seni. He uğruna ölmeyede değermi dersen..."