Sermayenin hegemonik lütfuna talip olan kitlede itaat öyle bir tavizsizlikle içselleştirilir ki, efendisinin en ufak sarsıntısını veya krizini dahi bir hikmet gibi soluyan, tabiri caizse "efendisi osurduğunda derin nefes alıp oh çeken" yapısal bir dalkavukluk habitusu neşet eder. Bu sarsıcı ve müstehzi formülasyon, Antonio Gramsci’nin "rıza üretimi" ile Pierre Bourdieu’nün "habitus" kavramlarının kesişim kümesinde yer alan en rafine patolojiyi ifşa ediyor. Bu patolojik durum, salt bir korku veya pragmatizm ilişkisi değil; tâbiyetin bir varoluş biçimine, hatta bir entelektüel/ahlaki meziyete dönüştürülmesi sürecidir. Efendinin hatasını, krizini veya en kaba tabiriyle "çiğliğini" olduğu gibi kabul etmek, o güce boyun eğen kitlenin kendi teslimiyetini sorgulamasını gerektirir. "Ben bu niteliksizliğe mi itaat ediyorum?" sorusunun yaratacağı ontolojik yıkımdan kaçmak için, efendinin her sarsıntısına rasyonel bir kılıf, dâhice bir "üst akıl" veya kozmik bir "hikmet" atfedilir. Kulluk, ancak kulluk edilen nesne kusursuzlaştırıldığı ölçüde katlanılabilir kılınır. Sermayenin veya gücün lütfuna talip olan bu kitle, efendinin krizini kendi krizi gibi rasyonalize ederek, o büyük hiyerarşide kendilerine (aslında asla var olmayan) bir ortaklık payesi biçerler. Efendinin gaz çıkarmasını bir "strateji" olarak solumak, o stratejinin mahremine vakıf olduğu illüzyonunu yaratır. Güç ve sermaye o denli mutlaklaştırılmıştır ki, rasyonel bir eleştiri nesnesi olmaktan çıkıp birer inanç nesnesine dönüşür. Klasik teolojideki "Şer gibi görünende bir hayır vardır" teslimiyeti, seküler/kapitalist düzlemde "Efendinin açmazında derin bir deha vardır" dalkavukluğuna tahvil edilir. Bu habitus, efendinin fiziksel varlığından ziyade, onun temsil ettiği güce duyulan aşkın bir fetişizmdir. İşin trajik
Sosyoloji
BİZE KALAN SAATLER
Aldatılmanın ve çalınan hayallerinin eşiğinde akıl sağlığını yitiren bir gece radyocusu, sevdiği kadını etkilemek ve kendi trajedisiyle yüzleşmek için canlı yayında "yaşanmamış" bir intikam, organ nakli ve yas . ancak kurduğu deha işi kurgunun son sayfasında, gerçeğin en tehlikeli yalanların içinde gizlendiğini keşfeder.
Dram
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tarihsel ve Manevi Dönüşüm: "Yesrib'den Medine'ye" Bu kelimenin ruhunu en iyi anlatan olay, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) göç ettiği şehre bu ismi vermesidir. O dönemde o coğrafyanın adı Yesrib idi. Yesrib; "hastalık, kınama, karmaşa ve düzensizlik" gibi olumsuz anlamlara geliyordu. Evs ve Hazreç kabileleri yıllarca burada birbirini tüketmişti. Ne zaman ki oraya bir "hukuk" (Medine Sözleşmesi) ve bir "adalet anlayışı" geldi; şehrin adı Medinetü'l-Münevvere (Aydınlanmış/Nur yüzlü Şehir) oldu. Medine, sadece sosyolojik bir şehir değil, tam anlamıyla kurumsal ve hukuki bir devlet yapılanmasıdır. Hatta siyaset bilimi ve tarih perspektifinden bakıldığında, sıfırdan inşa edilmiş muazzam bir "toplumsal sözleşme" devletidir. Bu yapılanmanın sıradan bir kabile ittifakından çıkıp gerçek bir devlet yapısına dönüştüğünü gösteren en somut kanıt, tarihe Medine Vesikası (Anayasası) olarak geçen metindir. Medine’nin bir devlet yapılanması olduğunu ortaya koyan temel unsurları şöyle özetleyebiliriz: 1. Yazılı Bir Anayasa (Medine Vesikası) Hicretten hemen sonra, miladi 622 yılında hazırlanan bu metin, dünyanın ilk yazılı anayasalarından biri kabul edilir. Yaklaşık 47-52 maddeden oluşan bu vesika; Müslümanları, Yahudi kabilelerini ve henüz Müslüman olmamış pagan Arapları tek bir siyasi çatı altında topladı. Ortada yazılı bir hukuk metni varsa, orada artık bir kabile değil, devlet vardır. 2. Siyasi Egemenlik ve Üst Otorite O güne kadar Medine'de (Yesrib) herkes kendi kabilesinin reisinin sözünü dinler, kan davaları bitmezdi. Bu yapılanmayla birlikte, kabileler üstü bir otorite kuruldu. Anayasadaki en kritik maddelerden biri şuydu: “Maddeler arasında çıkacak her türlü ihtilaf ve anlaşmazlık, Allah’a ve Resulü’ne (merkezi otoriteye) götürülecektir.” Bu, kabile hukukunun bitip kamu hukukunun
1000Kitap
"Ne hayal ediyorsan yap, başla. Cesurluk deha, güç, sihir içeriyor." Goethe
Hiç deha dinlememiş birine o hissi nasil anlatirsinki
Bilim Tarihi serisi yayında.
https://1000kitap.com/hikaye/bilim-tarihi-serisi/el-biruni-zamanin-ve-mekanin-otesindeki-deha--54398