“Çocuklarımızı göndermek için en iyi okulları bulmaya çalışacağız ve bu okulların hiçbiri çocuklara ağaçların isimlerini öğretmeyecek, bir simidi tam ikiye bölerek paylaşmayı ve arka sıralarda oturan bahtsızlarda dayanışmayı.”
Gün akşam olacak, Avrupa’nın arka sokaklarında “kağıtsız” ve “kayıtsız” adamlar ve kadınlar, nelerini satsalar sabaha bir çörek parası kazanacaklarını düşünecekler. En çok kamyonların arkasında gelen yeni kağıtsız ve kayıtsız adamlar ve kadınlardan, yani kendilerinden daha ucuz olandan nefret edecekler. Gölge gibi büyüyecek kalabalıklar sokaklarda. Çünkü sistemin güneşi battıkça uzayacak yoksulluğun gölgesi.”
İnsanlık, son yüz yılda, en az tanrı kadar iyi bir masal daha üretti: neo-liberalizmin yeryüzünün yapabileceği en iyi şey olduğuna dair bir masal bu. Başka hangi yüzyılda krallar, daha az kişinin daha çok yiyeceği, daha çok kişinin aç kalarak öleceğini ve herkes için en iyisinin bu olduğunu söylese bu kadar geniş bir tebayı inandırabilirdi kendine? … “Asyalı çocukları tuvaletlere bile gitmelerini yasaklayarak çalıştıracağız ve onların küçük elleriyle yaptıkları plastik oyuncakları hazır yemek zincirlerinde dünyanın dört bir yerinde hediye olarak, zehirli çocuk menüleriyle birlikte başka çocuklara vereceğiz.” dese krallar, hangi cahil ortaçağ insanı inanırdı buna?
“Doğa kanunlarını gizlemek için elimdeki tüm renklerle yüzünü tekrar tekrar boyadım ama Madam Rosa’nın her yanı korkunç çürüyordu, çünkü merhamet yok bu dünyada. Kokunun nereden geldiğini anlamak için kapıyı patlatıp beni yanında yatarken bulduklarında ‘İmdat! Ne dehşet!’ Diye bağırmaya başladılar ama daha önce bağırmayı akıl edememişlerdi, yaşamanın kokusu yoktur çünkü.”
“İlk kez ilgiye layıktım, hatta beni teybe bile kaydediyorlardı. Ben ilgiye layık olmak için ne yapmam gerektiğini asla bilemedim, rehineler alıp birini mi öldürmeliydi ya da ne bileyim.”