Tijan Sila’nın Saraybosna Radyosu kitabı, savaşın gölgesinde büyüyen bir çocuğun hafızasından süzülen parçalı ama çok güçlü bir anlatı sunuyor. Okurunu büyük olayların ortasına değil, o olayların insanın iç dünyasında bıraktığı izlere götürüyor. Gürültülü tarih anlatılarından ziyade, sessiz kalan duyguların ve kırılgan anıların dili konuşuyor bu kitapta.
Metin boyunca savaş; kahramanlık ya da trajedi olarak değil, gündelik hayatın içine sızan bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Çocukluk, korku, aidiyet ve hayatta kalma duygusu sade ama çarpıcı bir anlatımla iç içe geçiyor. Yazarın dili sertleşmeden sarsmayı başarıyor; abartıya kaçmadan, doğrudan kalbe dokunan bir samimiyet kuruyor.
Saraybosna Radyosu, yalnızca bir dönem hikâyesi değil; insanın, en zor zamanlarda bile anlam arayışını ve tutunma çabasını anlatan edebi bir hatırlayış. Okurken insan, bazen bir şehirle, bazen bir çocukluk anısıyla, bazen de kendi iç sesiyle karşı karşıya kalıyor.
"Yaşamak, her şeyden önce dehşete katlanmak anlamına geliyordu."