Kırmızı Buğday'ı nasıl anlatsam, nasıl tarif etsem bilemiyorum. Üstünde adım attığımız topraklar yaşıyor, Anadolu'nun kalbi atıyor sayfalarında. Yüzlerce ve hatta binlerce yıllık bir maziyi, Anadolu'nun öyküsünü anlatıyor bu sayfalar. Osmanlı'dan başlayan, Kurtuluş Savaşı'na giden, Filistin'e uzanan bir öykü. Karakterler uçsuz bucaksız. Her karakter bizlere iyiliği, kötülüğü, acımasızlığı, inatçılığı, toprak ve para hırsını, sadakati ve merhameti anlatıyor. Bu toprakların tarihini ve kimliğini bizlere hatırlatıyor. Kısaca bizi, bizlere anlatıyor.
Ahmet Büke kalemiyle tanışma kitabım oldu Kırmızı Buğday. Deli İbram Divanı'nı çok sık görüyordum ancak tanışma fırsatım olmamıştı. Nihayet bu tanışma böyle güzel bir eserle, Kırmızı Buğday ile gerçekleşti. Okurken Yaşar Kemal'i anımsadım. Onun Çukurova topraklarına bakışını, eserlerinde derinlemesine daldığı Anadolu topraklarını ve insanını görür gibi oldum. Ama tabii burada Batı Anadolu minvalinde geçiyor. Batısal bir sentez söz konusu. Ege'nin kimliğini derinlerden yaşatıyor. Benim için farklı ama güzel bir okuma deneyimi oldu. Uzun zamandır da böyle kalın bir kitap okumamıştım ve böyle detaylı bir dünyaya dalmamıştım. Çok keyif aldığımı söyleyebilirim.