Bugün huzurlarınıza edebiyatımızın dev çınarı Adalet Ağaoğlu'nun, Romantik Bir Viyana Yazı adlı romanıyla çıkıyorum.
Romanımız yazıldığı zamanın (1993) birçok özelliğini, yapısını taşıyor. Okurken fazla fazla postmodern nitelikte örnekler görüyoruz. Bir edebi teknik olan "bilinç akışı" tekniğini de bu eserinde çok yoğun şekilde işlemiş değerli insan Adalet Ağaoğlu.
"Bilinç akışı" dediğimiz tekniği de kısaca "karakterin düşünme eylemini olduğu gibi gerçekliğe aktarma" şeklinde ifade edebiliriz
Adalet Ağaoğlu oluşturduğu karakterlerde ve olay kurgusunda tarihe çok önem vererek eserini bir "tarihi roman" özelliğine getirmiş. Her sayfada tarihin derinliklerine inip bolca bilgi edinip çıkıyoruz. Sanırım bu kadar tarihi bilgi, tarih derslerinde bile verilmiyor
Başlangıçta eseri okurken zorlandığımı söylemeliyim çünkü kurgu içinde kurgu yapılarak iç içe geçmiş bir yapısı vardı. Daha sonrasında ilerlediğim zaman bu durum değişti ve akıcı bir hal almaya başladı. İçinde günlük yazılarını gördükçe o roman ağırlığı gitgide azaldı ve sonucunda da canım sıkılmadan, rahatça eseri bitirebildim. Şunu da söylemeliyim başlangıç olarak çok farklı bir eser. Anlayamamış olabilirim diye baştan başlayarak 2 kez okudum. Barok döneminden başlayarak, Viyana hayallerine ve oradan da sınıfa düşüyoruz eser içerisinde. Bu düşmeler de oldukça keyifliydi. Yazılanları, film izler gibi seyrettim adeta. Bu eser sonrasında bir kez daha anladım ki Adalet Ağaoğlu gibi bir kalem iyi ki bizim edebiyatımızda yer almış. Kendisini yakın zamanda ne yazık ki kaybettik ama onun bıraktığı mirası inanıyorum ki bir ömür boyu yayacağız. Dilerim gittiği yerde mutludur, huzurludur. Seni çok seviyoruz Adalet Ağaoğlu, eserlerin ve fikirlerin bizlere emanet. Onlara çok iyi bakacağız
Top sende!
Baba-oğulun pinpon oynarken kurdukları o ritim bu kez mektuplara yansımış…
Yves Berger’in sorduğu her soruda bir merak, John Berger’in verdiği her yanıtta bir düşünce molası var.
Kitabı okurken sadece sanat konuşulmuyor aslında. Birlikte düşünmenin, hissetmenin ne kadar özel bir bağ olduğunu fark ediyorsunuz. Her ressam, her fırça darbesi, kelimelerde yeniden can buluyor.
Hiç acele etmeyen, gösterişsiz ama çok sıcak bir yolculuk bu.
Sanat hakkında konuşmanın, paylaşmanın ne kadar insani bir şey olduğunu hatırlattı bana.
Bazen sadece bakmak yetmiyor çünkü; biriyle birlikte görmek istiyorsunuz.
Belki de bu yüzden en çok şu satırda durup düşündüm:
“Top sende!”
Eğer siz de sanata biraz daha yakından bakmak, paylaşmak, düşünmek isterseniz bu küçük ama güçlü kitapla tanışmanızı çok isterim.
Top şimdi sizde.
Kitabımı sevgili Berkant un başlattığı #bağımsızkitaplarıni̇zinde etkinliği için okudum
#ayşegülvekitaplar #topsende #johnberger #yvesberger #metisyayınları #sanatlabağkurmak #kitaponerisi
@metiskitap 🩵
Oğuz Tecimen çevirisiyle
Top SendeJohn Berger · Metis Yayınları · 2020112 okunma
İstisnasız her insanın kendini bulacağı bu kitapta en az bir adet boğazınızı düğümleecek bir alıntıyla karşılaşabilirsiniz. Kendini hiçbir yere ait hissetmeyen Nietzsche, kendini içsel dünyasına vermiş, tüm meşgali kitapları olmuş, yalnızlığı huy edinmiş ve ne yazık ki aşkla tanışmış bir adamdır. Yazgı tarafından kapana kısıldığını hissettikçe ketumlaşan ve içsel dünyasını kimselere açamayan bu adamın ruhunun çözümlenmesi öyle derindi ki, bazen sorduğu sorularla duvarları izletti. Hangimiz bu soruları kendimize sormamış olabiliriz ki? Dile dökmeye gücümüzün yetmediği hüznün ayaklı olanağı Nietzsche'ye, anlaştığımız ve anlaşamadığımız (hiç fark etmez) yerden sarılmak istedim sıkıca. İnsan davranışları ve dünyalarındaki çıkarımlar hakkında çok şey öğretti. Bana en ağır gelen ise bizi en derinden sarsan olaylarda bile hakikat sandığımız şeyin bir çift gözümüzden ibaret olduğu, bizi günlerce hüzne boğan ve karşılıklı yaşandığını sandığımız olayların tamamen tek taraflı olduğunu, yalnızca 'ben' olduğumu, dünyanın bir çift gözümden ibaret olduğu. Özellikle kitaplarda karakterlerin içselleştirdiği olayları birlikte yaşadığı insanların bu olaylara kayıtsızlığı hatta akıllarına bile gelmeyişi, bana insanların ve dünyanın tam da böyle bir yer olduğunu daha da benimsetti. Yazacak tonlarca, üstünde duracak onlarca alıntı var. Muhtemelen bir erkek ve bir kadının bile apayrı çıkarımlar yapabileceği bir kitaptı.
Kendinizi omuzlarınızdan silkelenmiş halde, tatlı bir sarhoşluk içinde düşünce girdabında bulur musunuz? Kaçış yok. Öneriyor muyum? Şiddetle. Hüzün verdi mi? Çok fazla.
Son olarak kitabın baş karakterinden olan sevgili Breuer'in benimsediği gibi, 'yazgını sev' diye bitirmek istiyorum incelememi. Onun yazgısını kabulleniş süreci öyle içseldi ki, okuyan herkese umut olur
Daha önce Gözün Öyküsü, Rahip C., Göğün Mavisi ve Ölü Adam kitaplarını okuduğum aykırı yazar Bataille ile selamlıyorum sizi.
Bataille, sadece edebiyat dünyasındaki isimleri değil düşünce dünyasının meşhur isimlerini de derinden etkilemiştir. Derida, Foucault, Barthes gibi yazarları sarsan Andre Breton ve Sartre ile sert polemiklere giren Bataille’nin işlediği konuların merkezindeki başlıklardan biridir kötülük.
Yazara göre kötülük: “Ahlâktan yoksunluk durumu” ya da “ahlâk yetersizliği” değil, tam tersine mevcut ahlâkı yadsıyan başka tür bir ahlâkın koşuludur.
Bu noktadan bakılınca kötülük, yasakları aşmanın ve kuralları ihlal etmenin bir yoludur ve “yüksek ahlâk” bunu gerektirir.
Yazara göre gerçek özgürlük, yaşamı kışkırtmak ve hatta aşmak olduğundan özgürlüğü ve değerleri yeniden yaratmanın yolunun kötülükten geçtiğini söyler.
Ona göre konformist düşüncenin sığlığından, iyiliğin boyun eğdiren uzlaşmacılığından ancak böyle kurtuluruz.
-haksız da değil hani-
Ancak bunun için cesaret sahibi olmak gerekir.
Kötülüğün üstlenilmesinin cesaretini taşımak yani.
Tüm bunlara bağlı olarak, Bataille’ye göre yaratıcılığın kaynağında günah ve kötülük vardır. Bu tür düşüncelerini edebiyatın güçlü kalemlerinden “lanetli” addettiği Brontë, Baudelaire, Blake, Kafka, Michelet ve Kafka gibi yazarlarını değerlendirerek yapar.
Bu ezber bozan okuma yolculuğunu
Berkant ‘un #bağımsızkitaplarıni̇zinde etkinliği kapsamında #ayşegülsönmezay ‘ın Fransızca aslından çevirisi ile @ayrintiyayinlari ’ndan gerçekleştirdim. Çok teşekkür ediyorum kendisine
Şüphesiz her okuyucunun tercihi olacak bir metin değil.
Lâkin sıra dışı okuma yapmak isteyenler ve yasaktaki yaratıcılığı keşfederek eyleme dökme cesareti olanlar için farklı bir okuma deneyimi sunacağı kesin. BerkantEdebiyat ve Kötülük