Dinimizi nasıl yaşamalıyız sorusuna cevap arayan, gerek Kuran'ı Kerim'den ayetlerle gerekse Peygamber efendimizin hadis ve yaşantısından örneklerle yol gösteren bütünleyici bir kitap, Her müslümanın okuması gereken bir kitap bence. Okuması keyifli bir eserdi. Allah'ın selamı Peygamber efendimiz ve ümmetine olsun. Bu eseri Müslümanlara bırakan İmam-ı Gazali'ye Rahman,rahmet eylesin...
Savaşın acı gerçeklerini 20 yaşında genç, çelimsiz ve tecrübesiz bir öğretmen adayıyken kendini bir anda cephe hattında bulan yazarın ağzından tüm çıplaklığıyla okumak müthiş bir deneyimdi. Çok akıcı ve yalın bir dille yazılmış herkese okumasını tavsiye ederim.
İdeal Devlet, insan vücudunun nasıl sistemli bir şekilde hareket ettiğini ve Devlet ya da şehir yönetiminin aynı bu duruma benzediğini örneklerle açıklayan faydalı bir kitap.
Genele bakacak olursak bazı kısımları akıcı bir şekilde ilerlerken bazı kısımları acaba filozof burda ne demek istemiş diye düşündürüyor.
Farabi'ye bize böyle bir eser bıraktığı için minnettarım. Allah rahmet etsin.
İdeal DevletFarabi · İş Bankası Kültür Yayınları · 20244,350 okunma
Kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Olayların akış sırası ve içten aktarılması beni çok etkiledi.
Savaşın acı yüzü ve bir ailenin hatta toplumun savaştan nasıl kötü etkilendiğini, hayallerin, umutların bir anda yerini acı ve endişeye bırakması kitabın içeriğini oluşturuyor.
Kitap çok sürükleyici ve 10/10'u hak ediyor.
Herkesin kütüphanesinde olması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş