Bana adımı, nerede oturduğumu sormadın: senin için tekrar yalnızca serüvendim, adsız olandım, unutuşun sisleri arasında bütünüyle eriyip giden ateşli saatlerdim.
Susuyorum. Hayranlıkla (büyük ihtimalle aptalca ) gülüyorum, bir o gözüne, bir öbür gözüne bakıyorum ve her ikisinde de kendimi görüyorum: ben bu küçücük, gökkuşağı karanlıklarda yatan küçücük, milimetrik bir mahkumum.