yalnızdım. korkunç derecede yalnız, bu en kötüsüydü. eğer bunu atlatabilirsem, sabah olacaktı ve kesinlikle biliyordum ki yine kahkahalar atıp eğlenecektim. eğer güneş bir doğsaydı. yalnızca sabah olsaydı.
ve hayat her sabah yeniden yaratıldığında, sen yeniden ayaklarının altında kanayan yaralarını sarmalayıp yürümelisin. dikbaşlı yürüyüşlerin olmalı. her aşkı feda edebilecekmiş gibi duran çelik bir kalp taşıyormuş gibi asi, umarsız ve ifadesiz bakışlarla yürümelisin. fakat hiçkimse bir yaprağa gözyaşı dökebilecek olmanı anlamamalı.
sen bilirsin bana ne oldu, ne oldu bana, ben kimim, neredeyim. uzun uzun gecelerde, tavana bakarken gözlerimiz ve kenetlenmişken birbirimize ellerimiz, kapıyı çarpıp gitmeyi sen bilirsin. geri dönmeyi sen bilirsin ama beklemeyi, beklemeyi, beklemeyi ben bilirim, bilirsin.