Deniz Cansız

Deniz Cansız
@denizcansiz
İngilizce Öğretmeni / Yazar / Çevirmen
İngiliz Dili ve Edebiyatı
1 Ocak
13 kütüphaneci puanı
224 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 12:10
Sakinler, Filipinli yazar Eliza Victoria'nın doğaüstü gerilim türündeki romanı. Kitapta, başka bedenleri ele geçirme gücüne sahip bir klandan, aileden gelen iki kuzeni okuyoruz. Bu kuzenlerin dahil olduğu klanın üç kesin kuralı bulunuyor. İlk olarak içinde bulundukları bedeni öldürmeleri yasak. Başka bir bedene geçtiklerinde de önceki isimlerini ağızlarına almaları ve geçmiş hayatları hakkında konuşmaları yasak. Kitap, daha yeni başka bedenlere geçmiş, bu geçişi geçmişlerinden kaçmak için yapmak zorunda kalan Louis ve Jonah ile başlıyor. Geçişleri, bir araba kazası sayesinde olduğu için mecbur oldukları bu geçişi yaparken fiziksel olarak hasar da alıyorlar. Ayrıca bu beden değiştirmenin sonucunda, o bedenin eski sahibinin anılarına erişmeleri mümkün olmuyor ki bu da çeşitli sorunlara yol açıyor. Kitap boyunca, Jonah ve Louis ile birlikte bu bedenlerin gerçek sahiplerine dair bir şeyler öğrenirken bir yandan kendilerinin geçmişlerine de göz atma imkanı yakalıyoruz. Hiçbir şeyin normal olmadığını da bir noktada evin bodrumunda bir ceset bulmalarıyla öğreniyoruz. Konu oldukça ilginç, işlenişi ve bizim de olayları ana karakterler ile birlikte adım adım öğrenip ilerleyişimiz çok keyifliydi. Bir oturuşta okuyup bitirilebilecek çok ilginç, her adımda yeni bir ters köşeyle karşılaştığımız bir romandı.
SakinlerEliza Victoria · Livera Yayınevi · 202573 okunma
Reklam
6/10
·332 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:01
"Hiç yapmadığın bir şey yap, yardım iste, diyemem. Belki istemek, kendine yetmeye çabalamaktan çok daha kolaylaştırırdı hayatını. Ama sen herkesi gözeterek uygun zamanını kollarken uykusuz gecelerde aklına sahip çıkmakta zorlandın." 20 Yaşıma Mektup, Doğan Kitap'ın 20.yılına özel yazarlarından, kendi 20 yaşlarına mektup yazmalarını isteyerek oluşturduğu bir kitap. Fikir olarak gerçekten çok güzel bir fikir çünkü bu kadar çok yazarın hem kendi hayatlarına dair bir şeyler okumak hem de bu kitabı okuyacaklar için verebilecekleri tavsiyeleri okuyabilmek çok güzel olabilirdi. Bunun dışında özellikle farklı yazarlardan tadımlık yazılar gibi düşünürsek yeni yazarlarla tanışmak için de güzel bir fırsat oldu. Ancak tek sıkıntı şu ki maalesef ben bu kitaptan biraz daha açık, daha dürüst ve daha derinlikli bir şeyler beklerken bazı yazarlar direkt konsepti anlamamış ya da anlamazdan gelmiş, bazıları da çok yüzeysel bir şekilde yazmıştı yazılarını. Birkaç yazar hariç maalesef beklentimi karşılayan bir kitap olamadı. "Yüzüne gözüne bulaştırıyorsun ama olsun yine sev. Olmayacak hayaller kuruyorsun ya, mesela belki bir gün Örümcek Adam filan gibi süper güçlerin olur diye kimseye söylemeden gizli gizli kuvvetle inanıyorsun ya, belki atlasan uçabilirsin gibi filan, yine inan. Basketbolda berbatsın ama oyna, öyle pek esprili sayılmazsın ama dene ve çok kötü gitar çalıyorsun ama çal yine. Yaptığın bütün aptallıkları yine yap yani. O küçük sevimli saçmalıkların öyle çok olsun ki, şimdilerimde seni düşündüğümde, harika hatta muhteşem tuhaflıklarına yürekli inancını hatırlayıp - senin ellerinden tutup yani- yenilerine yürüyecek güç kalsın içimde azıcık daha yarınlara."
20 Yaşıma MektupKolektif · Doğan Kitap · 20191,645 okunma
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 10:13
Dün, Agota Kristof'un kendi hayatından derin izler taşıyan bir roman. Göçmenlik, dilini ve kimliğini kaybetme, kendine ve dünyaya yabancılaşma gibi temaları çok sarsıcı netlikte işleyen bir başyapıt. Agota Kristof, 1956 yılında, 21 yaşındayken Macar Devrimi sırasında 6 aylık bebeği ve tarih öğretmeni eşiyle birlikte ülkesinden kaçıp İsviçre'ye sığınıyor. Çıktığı bu özgürlük yolculuğunun sonunda kendisini İsviçre'de bir saat fabrikasında buluyor. Gündüz çalışırken, akşam da sığındığı bu yabancı ülkede tek sığınağı olarak gördüğü ana dili Macarcayla şiirler yazıyor. Romanda ana karakterimiz Tobias. Tobias, gayrimeşru bir çocuk olarak doğduğu köyde annesi ile yaşıyor ve bir gün annesi ile öz babası olduğunu öğrendiği öğretmenini bıçaklayarak ülkesinden kaçıyor ve babasının ismi olan Sandor'u kendine isim olarak alıp bir saat fabrikasında çalışmaya başlıyor. Bu çalışma süreci de onu mekanik, tekrara dayalı ve ruhsuz bir hayata hapsediyor. Bu hayatın içinde kendi içinde tutunduğu tek şey de babasının resmi olarak evli olduğu eşinden sahip olduğu kızı, kendisinin kız kardeşi, aynı zamanda okuldan da sınıf arkadaşı olan Caroline, kendisinin hitap ettiği şekilde Line oluyor. Line'a karşı saplantılı bir aşk da geliştiriyor. Sürekli aklında olan Line, bir şekilde yıllar sonra kendisiyle aynı fabrikada çalışmaya başlıyor ve olayların kırılma noktası da bir şekilde bu oluyor. Dün de bu tarihsel ve sosyo-ekonomik iklimin doğrudan ortaya çıkardığı otokurmaca bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor. Tobias yani Sandor karakterinin ülkesini terk etmek zorunda kalışı, saat fabrikasında çalışması, kendince şiirler ve metinler yazıyor olması Kristof'un direkt bir yansıması ama bir yandan Line karakteri de Kristof'un burada bir yansıması olarak karşımıza çıkmış. Başta da bahsettiğim gibi
DünAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20193,129 okunma
9/10
·305 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:31
Gökteki Göz, ana karakterimiz Jack Hamilton'ın işinden kovulmasıyla başlıyor. Gerekçesi de başarısızlığı değil, kitabın yazıldığı dönemde de mevcut olan politik atmosferdir. Patronu, Hamilton'a eşi Marsha'nın sol eğilimli fikirlere sahip olduğu, şüpheli dergilere abone olduğu ve komünist yatkınlığı bulunan derneklere destek olduğuna dair raporlar olduğu gerekçesiyle kendisinin gizli bilgilere erişiminin sakıncalı olacağını sebep gösteriyor. Gökteki Göz, şu ana kadar okuduğum bütün Philip K. Dick kitapları içinde sanırım en politik kitaptı. Bu girişte, 1950'lerin Amerikasında, SSCB ile Amerika arasında süregelen Soğuk Savaş sürecinde birçok insan, özellikle entelektüeller, sanatçılar ve bilim insanları sürekli olarak gözetim altında tutuluyordu, "Kızıl Korku" olarak adlandırılan bu komünizm düşmanlığı ve korkusu bir cadı avına dönmüş haldeydi. Özellikle, dönemin bilimkurgu eserleri için "dış uzay"dan "iç uzay" dönemine geçilmiş. Dick de aslında genel olarak birçok eserinde gerçeklik ve insan algıları üzerine odaklanan bir yazar olarak bu kitapta da asıl tehtidin dışarıdan gelecek bir uzaylı ırkı değil de insanın kendi algıları, dogmatik inançları ve bu inançları baskı ve saldırı malzemesi haline getirme isteği olarak kullanıyor. Farklı karakterlerin kendi inançları ve dünyadan beklentilerine göre şekillenen farklı farklı dünyaları gezdiğimiz kitap hem çok keyifli, hem sosyolojik ve psikolojik eleştirileriyle çok ilginç hem de döneminin siyasi ve toplumsal durumuna dair Philip K. Dick'in yorumlarıyla çok göz açıcıydı.
Gökteki GözPhilip K. Dick · Alfa Yayıncılık · 2019259 okunma
9/10
·288 syf.··
2026 56. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:44
Maurice, E.M Forster'ın 1913 yılında kaleme aldığı ama eşcinselliğin Birleşik Krallık'ta yasadışı olması ve toplumun bu konuya bakışının da oldukça olumsuz olması sebebiyle ancak ölümünün ardından, 1971 yılında yayınlanabilen bir kitap. Kendisi de eşcinsel olan Forster için bu kitap, hislerin kurumsallaşmış devlet, din ve sınıf aygıtlaryıla girdiği savaşın bir manifestosu aslında. Kitabın yazımından bir süre önce, 1895 yılında Oscar Wilde, ahlaksızlık suçlamasıyla yargılanıyor ve mahkumiyete çarptırılıyor. Bu da zaten halk içinde eşcinsel bireylerin endişelerine ek olarak, entelektüel dünyada da derin bir travma yaratmış. E.M Forster, kendi hayatında taşıdığı bu korkuyu, kitabı kurgularken doğrudan doğruya metne de entegre ediyor. Kitap, yazıldığı dönemde yayınlanamamış olsa ve eşcinsel karakterler içeren ilk veya tek kitap olmasa da edebiyat tarihinde devrimci bir rolü de var. O yıllarda queer temalı yazılan az eser var ve bunlar da sansürden kaçınabilmek veya toplumsal tepkiyi hafifletebilmek için karakterlerini her zaman trajik sonlara mahkum ediyorken Forster bunu kabul etmiyor ve şöyle bir not düşüyor: "Mutlu son neredeyse zorunluydu... Kelimelerin izin verdiği ölçüde iki erkeğin aşık olmasına ve sonsuza dek birlikteliğin tadını çıkarmasına kararlıydım. Edebiyat bu hakkı onlara tanımıyordu, ben tanımak zorundaydım."
MauriceE. M. Forster · İletişim Yayıncılık · 2018455 okunma
Reklam