Nazlıcan

Nazlıcan
@denizindalgas
physics
2004
357 okur puanı
Haziran 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
karamsar bir kitap, karamsar bir yazı.
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2023 15:38
Birçok insan barındıran çevremize karşılık içimizde taşırız yalnızlığımızı biz bazılarımız. Issız tenhalara çekilir ruhlarımız kendimizin bile tanımlayamadığı bir noktaya. Bu hikaye bizim.. Kitap doğuştan bu dünyaya ait olamayan birini konu alıyor. Bazılarımız vardır ki yaşadıkça ölümünü hızlandırır sadece. İlerlemek onları gittikçe dibe çeken bir bataklıktır. Çünkü insanlar, nasıl yaşayacakları konusunda bilgi sahibiymiş gibi dünyaya gelirler. Deneyimleri onlara yaşamak kazandırsa da içgüdüleri sanki deneyimlerini önceden programlamıştır. Gel gelelim karakterimize. O nasıl yaşanacağını sezinleyemen ve çok derinlerde sadece kendisiyle baş başa kalarak hayatını sürdüren biridir. Sorun yaratılışından gelmesiyle birlikte bunu asla ne tanımlayabilir ne aşabilir. Ölmek ve kendini hiçliğe kavuşturma arzusu içinde kötücül düşmanıdır. Çünkü yaşamakla alakalı hiçbir şey onun ilgisine kavuşamaz. Her şeyi zorla yaptığınızı hayal edin. Zorla kalktığınızı, zorla yediğinizi, konuştuğunuzu, çalıştığınızı hatta zorla eğlendiğinizi. Böyle bir hayat ne kadar sürdürülebilir? ve sonuçları ne olur? Kitap 'yaşam var ve ben bu varlığı aşmak için yaşıyorum, yaşamı öldürmek için,' gibi hissettirdi. Tahmin edeceğiniz üzere bu tür negatif enerjiyle doğanlar daha kendi içlerindeki düşmanın ölüm tehditlerini aşamazken topluma çağrılırlar. Toplum... 'Ferdi ahlak, yetenek ve insani yetilerin sınak noktası'. Peki ya içimizdeki ses bu kadar gürültülüyken nasıl başkalarını dinleyebilir onlarla iletişim kurabiliriz? İşte bu yüzden topluma adapte olamayan birey, insani olarak çöküşünü hazırlar. Zamanla oturmuş sistemin ferdi olamazsan sistem seni kötü, gereksiz veya başka bir gerekçeyle mutlaka kendinden soyutlar ve sana da böyle olduğunu inandırır. Bu tabii ki kendi ruhlarına kapalı kısılmış
Edebiyat
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Reklam
FEMİNİZM, CİNSİYET VE..
Puan vermedi·248 syf.··
2023 2. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2023 16:39
Kitap, feminizmin "kadın" öznesi tarafından ele alındığında kavramsal olarak yetersizliğiyle çelişkiye uğraması sonucu feminizm eleştirisiyle başlıyor. Buradan yola çıkarak yazar asıl inceleme yapmak istediği kısma çekiyor okları. Cinsiyet mefhumunun sorgulanması ve toplumsal cinsiyet ile cinsiyet arasındaki ayrım sorgulanıyor kitap boyunca. Şahsen kitaba başlarken feminizmin kadınların sorunları, çözüm önerileri gibi konularda daha temelli bilgi sahibi olacağım beklentisi vardı. Fakat kitapta "kadın" dediğimiz öznenin -tıpkı erkek gibi- edimsel değil olumsal olduğu, kültürel imlemelerle yaratılan bir toplumsal cinsiyetin cinsiyete yansıması olarak vuku bulduğu savunularak modern feminizm inceleniyor açıkçası. Yani hiç beklemediğim ve üzerinde gerçekten önceden düşünmediğim bir konuya aniden atılmış bulundum, bu açıdan güzel bir okuma oldu. Cinsiyetin performatif yapısını oluşturan hegamonyanın siyasi iktidar çevrelerince beslendiği ve yaratıldığı savunularak toplumsal cinsiyet açıklanılmaya çalışılıyor. Dil burada insanın çoktan bilinçdışına itilmiş bir olgunun konuşulmayan ve böylece var olmamış veya bilinmez addedilen bir paradoksun asıl sebebi olarak konumlanıyor. Yani olumsal cinsiyet üzerinden heteroseksüel beslenim aslında birçok temelleri olan ve üreme olgusu üzerinden siyasi çevrelerce koşullandırılmış toplumsal norm biçimini alır. Eşcinselliğin ise giderek heteroseksüellik etrafında şekillenen bir karşı çıkma biçimi olarak ele alındığında savunduğu "doğal yapısını" çelişkiye düşürür. Çünkü bu sefer heteroseksüel yapıya bağlı kaldığı eleştirilir kitapta ve bunu geliştirmeye çalışır yazar. Eşcinsellik, eril-dişil benliğin erkek ve kadın bedenleriyle özdeşleştirilmesi sorunu ve bunun üzerinden yaratılan daha az karmaşık heteroseksüellik ve
Düşünce
Cinsiyet BelasıJudith Butler · Metis Yayıncılık · 2020807 okunma
Akıl Çağı
Puan vermedi·440 syf.··
2022 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2022 02:01
Özgür olma pahasına toplumun gerçeklerinden dışlanmış bir adam seyrediyoruz roman boyunca. Özgürlük nedir peki? Kitapta kahramanımız özgürlüğü insanlardan sıyrılabilmek olarak algılar ve çevresindeki kalabalığa rağmen kendini kocaman bir yalnızlıkta bulur. Peki özgürlük sahiden yalnız kalmakta mıdır? Veya istediğin zaman bu yalnızlığı delip insanlarla kendini eğleyebilmekte midir?    İnsan gerek bir bakışıyla gerekse bir sözüyle yargılama makinesidir. Bu yargı iyi veya kötü şekillense de başka bir insanda sınırlandırıcı görev görür. Ben insan kişisi kendi varoluşumla veya başkasının aklıyla etrafı görür ve yorumlarken sen insan kişisinin gerçekte ne yaptığı değil benim neyi nasıl algılayabildiğim peyda olur. ahlak kuralları, aile kavramı vb şeyler bireyselliğini kaybeder ve bu saatten sonra doğru veya yanlış olması sorgulanmaz. Sadece toplumsal ortaklık dahilinde olması işlev görür. Velhasıl kelam karakterimiz sanıyorum ki felsefe öğretmeni olmasından da kaynaklı insan ve toplumun bu ilişkisinden dolayı "toplumdan" geri çekilir.   Fakat bu sefer 30lu yaşlarındayken daha korkunç bi şeyi farketmeye başlar. Özgür olma telaşesiyle prensip belirlerken kendini, ilkelerinin ve kafasındaki özgürlük hapishanesinin içinde bulur. " Ben gerçekten özgür müyüm? istediğim anda, istediğim yere gidebilirim, beni hiçbir güç durduramaz, ama bu çok daha korkunç: Demir parmaklıkları olmayan bir kafeste gibiyim. " "Ama özgürlük kendini bir yere, bir şeye vermek, bir şeye bağlanmak için değilse eğer,o zaman ne işe yarar? Kendi kendinden kurtulmak, temizlenmek için otuz beş yıl verdin, sonuç ne oldu? Hiçlik, boşluk! " Son dönemde yaşadığı buhranlı olaylar hayat çizgisinde bir doğru boyunca yürüyen kahramanımızı hayatının ve prensiplerinin gerçekliği konusunda şüpheye düşürür ve karakterin
Edebiyat
Akıl ÇağıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20192,653 okunma
Saygıyla..
Puan vermedi·392 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2021 02:19
İki büyük şahsiyet birbirine zıt duruşları ve davalarına gönülden inanarak neferlerine haykırırcasına seslenirken nasıl da kendilerinden emin ve aynılar! İnandıkları uğruna mücadele ederken şiiri araç olarak kullanmak fakat aynı zamanda bu sanatı icra edebilmek kolay iş olmasa da konu Nazım ve Necip. Her ikisinin de temsil ettiği ideolojiler var fakat inkar etmenin lüzumsuz olacağı ortak unsur 'müthiş kabiliyetli şair' olmaları. Şunu da anlayabilirim ; sürekli ideoloji propagandası yapan bu isimler şair sıfatlarını da bu yöne meyletmişler o yüzden bütün olarak bir yargı mantıklı değil mi? Bence değil. Çünkü sürekli eylem içinde, kültür içinde, hapishanede olan bu adamların değerlendirmesini yapmak kaynak taramalarıyla mümkün olacağı gibi yani sıra 'önyargısız' okumalarla mümkün olabilir. Şu husus da bu dediklerimle beraber ortaya çıkar; her ikisinin de ruhsuz bir ideoloji savunucusu olmayıp sadece Marksist veya İslamcı sıfatlarını arkasında mıh gibi durmadığı, kültür ve eğitim içinde harmanlanarak sanat aşkı içinde yanıp tutuşurken 'bağlanma, inanma' ihtiyaçlarını tatmin ettikleri ideolojiler haricinde evrensel duyguları besleyen hisler, olaylar buhranlar içinde oluşan çok şiirlerine rastlamak da mümkündür. Yani bu iki unsuru-ideoloji, sanat-bize zıt olsa bile yiğidi öldür hakkını yeme mantığıyla ele almamız daha barışçıl ve adil bir ortam yaratır. Kitap madde madde nesnellikle anlatılmaya çalışılmış, saygılı bir üsluba sahip. O yüzden öğrenmek için okunmasını tavsiye ederim. İki büyük ustaya selamlar, ruhları şad olsun. (tüm söylediklerim kendi görüşlerim olup, herkesin fikrine saygılı olduğumu belirtmek isterim)
Edebiyat
Aynı Göğün Uzak Yıldızları: Nazım Hikmet - Necip FazılSıddık Akbayır · Asur Yayınları · 201170 okunma
BENLİĞİ GENLERİN VE HORMONLARIN İÇİNE HAPSETME;
10/10
·266 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2021 00:52
İnsanlığın haz, mutluluk ve istikrarı üzerine kurulmuş yapay "Şartlandırılmış bir toplum". Kitapta, bilimin gelişmesi o kadar sonsuzdur ki kendi içine çökmüş ve insanların geldikleri noktaya ulaşmasını sağlayan şeyi "bilimin gelişmesini" yasaklamak zorunda kalınmıştır. Huxley, kitapta bilimin gelişmesinin duyguları tamamen yapay karşılıklarıyla değiştirildiği, "bireyin" tamamıyla silinip "toplumla" canlılık yaratıldığı bir distopya yaratmış. Toplumla yaratılan canlılık insanın hayatı boyunca aradığı mutluluk, huzur, sağlığı beraberinde getirmiş bunun karşılığında "ÇİLELİ UYGARLIK ÖNCESİ" toplumda olan "din, sanat, aile" gibi kavramlardan feda edinilmiştir. Sorgulamak literatürden kalkarak kölelerin yöneticilerine sonsuz bir sevgi besledikleri ve memnun oldukları dünyanın yanında, insanlığın özü dediğimiz duygu, sorgulamak, düşlemek gibi edimler alınarak insan hazdan deliye dönmüş bir ruhun pençesine bırakmıştır kendini fakat yapılan "ŞARTLANDIRILMADAN" dolayı hiç kanamayacak pençeye.. Peki birey? Birey, toplumun bir parçası olan insanın yanı sıra kendi akıl ve bilinciyle hareket edebilen,özbilince sahip olup kendini devindirebilen insandır. Birey olmak demek aynı zamanda duygularının, düşüncelerinin sorumluluğunu almak ve hayatını bağımsız çizmeye çalışma uğraşı içinde olmaktır . Fakat çekici gelen bu kavram, tarihte yaratılan ve özgürlük denilen balı ağzımıza çalıp otoritenin gücünü benliğimizle eşit seviyeye çekmek için uğraşan bu kavram gelecekte neden yok edilmeye çalışılmış ve eskiden "din-devlet" olan otoritenin yerini "bilim gücü-devlet" almıştır? Evet işte kitapta tüm bunlar zihmizde bağıntı kurabilecek cümlelerle gayet tatlı, hoş, felsefik(fakat anlaşılabilir korkmaya hacet yok:)) şekilde anlatılıyor. Tabii distopik şekilde... :)
Edebiyat
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
Reklam