Yücelik geçici bir deneyimdir. Asla kalıcı değildir. Kısmen insanoğlunun efsane yaratmaya meyilli hayal gücüne dayanır. Yüceliği deneyimleyen kişi, nasıl bir efsanenin içinde olduğunu anlamalıdır. Kendisine hangi imajın verildiğini düşünmelidir. Alay etmesini de bilmelidir. Böylece rolünü inanmadan oynar. Alaycılık, kendini rolüne fazla kaptırmasını önler. Bu nitelik olmazsa, yücelik insanı yok eder.
“Filmşeridi sıkıntısı çekmemeliyiz.” dedi Dük. “Yoksa köylere ve şehirlere nasıl bilgi göndeririz? İnsanlar onları ne kadar iyi yönettiğimi öğrenmeli. Onlara söylemezsek nereden bilecekler?”
Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım.
İnsan, uzayda var olan yalnız bir varlık olduğunu anımsamadığı sürece sosyalleşmenin bedelini adsız acılarla ödemeye devam edecek. Duyguların, düşüncelerin en büyük düşmanı olduğunu öğrenmedikçe, duyguların, sadece birer kelimeden ibaret olduğunu anlamadıkça, onları esiri olarak kalacak.
Kütüphaneden çıktığımda, zihnimdeki sözlükte, tesadüf kelimesinin karşısında cehalet yazıyordu. Tesadüf olarak adlandırılan her olay, nedeni bilinmeyen herhangi bir gelişmeydi.