Büyük yatırımcılar, fon yöneticileri ve CEO'lar için bir liderin sabah attığı bir tweet veya basın toplantısında söylediği sıra dışı bir söz, günün sonunda bilançoya etki eden somut politikalardan daha önemsizdir. Trump dönemlerinde sermayenin tahammül sınırını genişleten çok somut "kazanımlar" vardır:
Kurumlar Vergisi İndirimleri: Şirketlerin kârlılığını doğrudan artıran vergi politikaları.
Deregülasyon (Kuralsızlaştırma): Çevre, finans ve enerji sektörlerindeki bürokratik engellerin ve denetimlerin gevşetilmesi. Bu durum şirketlerin operasyon maliyetlerini ciddi oranda düşürür.
Geleneksel diplomasi kurallarına göre bir süper gücün başkanının tahmin edilebilir olması beklenir. Ancak bazı sermaye grupları ve stratejistler, Trump’ın bu öngörülemezliğini küresel rakiplere (özellikle Çin'e) karşı yapısal bir baskı aracı olarak kullanışlı buluyor. Karşı tarafın hamle yapmasını zorlaştıran bu "kaos yönetimi", bazen ABD lehine ticari anlaşmaların koparılmasını sağlayabiliyor.
Sermayenin Tahammül Sınırı Nerede Biter?
Büyük sermaye için tek bir kırmızı çizgi vardır. Sistemin işleyişini, doların küresel rezerv para statüsünü ve finansal piyasaların altyapısını çökertecek düzeyde bir kurumsal yıkım. Trump'ın söylemleri piyasalarda kısa vadeli dalgalanmalar yaratsa da, Federal Rezerv (Fed) gibi kurumların özerkliği ve hukukun üstünlüğü (mülkiyet hakları) korunduğu sürece, sermaye bu siyasi gürültüyü "iş yapmanın bir maliyeti" olarak görmeye devam eder.
Kısacası; tahammülün sınırı, Trump’ın söylemlerinin Amerikan şirketlerine getirdiği kârın, yarattığı jeopolitik risklerin maliyetinin altına düştüğü gün bitecektir. Ancak şu anki tabloda, getiri-risk analizi sermaye açısından hâlâ kabul edilebilir sınırlar içinde görünüyor.