Milletimizin gerçek büyük devlet ölçüsüyle 13’üncü Asrın sonundan 19’uncu Asrın başına kadar beş asırlık empriyal asliyet ve şahsiyet hayatına bakınca görürüz ki, üstün fikri derin tahassüs edâsına kavuşturmuş azîm yaratılışlar çıkmakta karşımıza...
Yunus Emre’de maveraî hasret...
Fuzulî’de beşerî rikkat...
Bakî’de sultanî haşmet...
Nefî’de hamâsî belâgat...
Nedim’de garamî hassasiyet...
Şeyh Galip’de bediî zarafet...
Ve hepsinde, teker teker bu kıymetlerin hepsi...
Bunlar, alacak karanlıkta İstanbul’a bakarken kubbe ve minare şeklindeki silûetlerini gördüğümüz devlerdir; ve metafizik temel üstünde fizik, plâstik ve ideolojik nakışlarını âbideleştirmiş bir «devlet-i ebedmüddet»in edebiyatta işaretçileridir.
Bizse bugün onların yanında, Süleymaniye Camiine bitişik arsız arsız dilini çıkarmış, «Bu kubbeyi babam yaptı ama metelik etmez!» diyen bir gecekondu manzarası arzediyoruz.
Anadolu Dokunuşları Yolculuğu
Doğudan batıya yürüyerek başladı yolculuk
Küçük yaşlarda aldığım bir onanmaz yaranın tesiriyle dünyayı ve kendimi unutarak yürüdüm
Yürüyerek büyüdüm, yürüyerek canlandım, yürüyerek temiz kaldım
Dağlara, ovalara, derelere, ırmaklara, göllere, denizlere, yaylalara, örgütlü kötülüğe alet olmuş insanın ulaşamadığı her yere, gökyüzünün ilerlediği her yere yürüdüm.
Yürüyüş yolculuğumu kalemi ve kelamı yaşadıklarımı kimseye vermeden, yazarak, hissederek, uyandırarak çürüten ve çürüyenlerin kurdukları düzenleri ve dayatmacı tutumları üzerine yürüdüm.
Yön seçtim, yeri geldi yön değiştirdim hiçbir kötülüğe boşluk bırakmamak adına yürüdüm
Boşluğu kim doldurur ise yaşam ona yol verir.
Dünyanın her yerini kötülük ile dolduranlara bu sebeple yer kalmadı
Soykırımcı oldular utanan olmadı
Yürümeseydim zulmün üzerine doldurdukları boşlukta kaybolanların bir yaşam hikayesi bile yazılı olmayabilirdi
Sonsuz yazıyı hile ile bozmaya kalkanların art niyeti güce dayalı kötülük üreten çabalarının üzerine sevgi ekerek yürüdüm.
Yaşam yolculuğumu yürüyerek tamamlama çabası içinde olduğum için yol tıkanıklığı yaşamadım.
Kendini yolculuğum için açan yollarda yürüdüm.
Kimsenin geçmediği, geçmeye cesaret etmediği yollarda.
Lekesiz bir gökyüzü gibi yeryüzünde lekesiz bir yüreği yaşatmanın mümkün olabildiğini göstermek için kendime doğru içten uyanışı başlatmak, farkındalığı uyandırmak için yürüdüm.
''Türkler ihmallerini örtmek ve bu konuda karşılaştıkları başarısızlıklarını üzerlerinden atmak için, Tanrı'nın denizleri Hıristiyanlara, Karaları da Müslümanlara verdiğini söyler. Hıristiyanların ortak çıkarları için onların bu derin uykudan hiçbir zaman uyanmamalarını dileriz çünkü Türkler, günün birinde denizde güçlü olmayı akıllarına koyarlarsa ve gerektiği gibi çalışırlarsa, bütün cihanın önlerinde eğileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.'' (Ricaut, İngiliz Devlet Adamı, 17. yy.)
...İdare anarşi içindedir.Atılan her adım halkın hükumete karşı duyduğu derin nefreti artırmaktadır.Bütün memurlar rüşvet almakta,görevlerini kötüye kullanmakta,her türlü yolsuzluğu yapmaktadırlar. Adalet mekanizması işlemez hale gelmiştir.Emniyet kuvvetleri çalışamıyor.Ekonomik hayat korkunç bir hızla çökmektedir. Ne halk, ne de devlet memurları geleceğe güvenebilmektedir.