KELİMELER DERİNCE SUSARKEN SUSKUNLUĞUM BAĞIRIYOR
Desem ki; Sana duyduğumun adını söyleyemiyorum, Söyledikçe tekrara düşüyor. Ve sen tekrarlanan sözleri sevmezsin. Bende olan duyguyu bir suskunlukla sana sunuyorum. Sunduğumu hissediyor musun? Desem ki; Kilit vurdum dilime. Kalemi aldım elime. Konuşmak yok! Yazdıklarımı oku! Sustuklarımı doku kalbine... Desem ki; Susarak bağırdıklarım olduğu sürece, Bağırarak sustuklarımın hiçbir hükmü yok sende. Sana duyduğum çok şey var bende. İçim öyle kalabalık ki O kalabalık duygular, yalnız kalmış kalbimde. Bir hayalin var; Gülün tenine bürünerek beni işgal ediyor zihnimde... Erdal ÖZAYDIN
Şimdilerde her çiçekten balözü toplayan arılara benziyor gönüller
“Topraktan su çıkarmak için yalnızca bir yeri derince kazmak lazımdır. Bir ordan bir burdan az az kazarak su bulunmaz. Aşk da böyledir… Bir kişide sebat edersin ve onu kazanmak için çabalarsın. Fakat burada sadakat ile yüzsüzlüğü birbirine karıştırmamak lazımdır. Bu çok ince bir çizgidir; bu ayrımın ölçütü muhatabın senden rahatsız olmamasıdır.” Yıldırım Kerem Çambel
Kadın Erkek İlişkileri
Reklam
'İNCİ' Bana bunu yapma demiştim...
66. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Sert ellerimin arasında tuttuğum yüzü, dünyanın en nadide ipeğinden bile daha yumuşaktı. Teninin sıcaklığı avuçlarımdan kalbime sızarken, o yeşil gözler... Parmaklarındaki pırlanta tektaş gibi ışıldayan o yeşil derinliklerde, daha önce görmediğim bir şeffaflık vardı. Orada sadece sevgi yoktu; sarsılmaz bir sadakat ve ruhunu önüme seren bir aşk vardı. Artık her zamanki dik duruşu, güçlü görünme çabası yoktu. Geçmişin o ağır kamburu, geleceğin belirsiz korkuları ve ruhunun en ince kırılganlıklarıyla duruyordu karşımda. Gizlemeden, saklamadan en mahrem yaralarını bile iyileştirmem için tüm çıplaklığıyla önüme sermişti. İleriye götürmemi istemiyordu, ona yardım etmeliydim ve kendimi dizginlemeliydim, ona karşı duyduğum bu tutku, onu sarıp sarmalama hissi ve her bir zerresini hissetme arzusuyla yansam da İnci'yi anlayabiliyordum, zorlamadan, korkutmadan sabırla ilerlemeliydim. Ben böyle yaptıkça o zaten bir adım daha atıyordu bana, bu ilişkiyi bir adım daha öteye taşımama izin veriyordu bana... "Dışarıya bakmak ister misin?" diye fısıldadım. Sesim, içimde kükreyen arzuyla çatallanmış, nefesim kesilmişti. Beni öpmenin etkisiyle yanakları al al olmuş, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Teklifimle birlikte, yeşil deryada bir anlık korku kıvılcımı çaktı. "Güven bana," dedim sesimi en kadife tonuna bürüyerek. "Gördüğün manzara, içindeki tüm korkuları dağıtacak." Başını hafifçe salladı, bakışlarını gözlerime mühürledi ve büyülü cümleyi kurdu: "Güveniyorum sana." Bu iki kelime, kulaklarımda "seni seviyorum" dan çok daha görkemli bir melodi gibi yankılandı. Çünkü İnci için sevmek bir ihtimal, ama güvenmek bir mucizeydi. Geçmişin gölgesinde sevmiş ama hiç güvenememişti; ne kendine ne de karşısındakine. Şimdiyse güveniyordu bana ve
1000Kitap
Her şeyin daha güzel olacağına dair içimde sönmez bir ışık yandı
64. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Dünkü yorgunluk, gölge gibi bedenime yapışmış, bırakmaya niyetli görünmüyordu. Şifayı mı kapmıştım yoksa stresten kasılan eklemlerimin bir oyunu muydu bu, kestiremiyordum; ama tüm kemiklerim, üzerimden ağır bir yük konvoyu geçmişçesine sızlıyordu. Eğer bu ağrının rengi olsaydı, şu an tenimin büyük bir bölümü, darbe almışçasına mora boyanırdı. Beni eve bırakırken, Serkan’a halimden bahsetmemiştim. Söylesem belki masaj yapmasını istesem çok güzel olurdu. Fakat aramızdaki görünmez ama gergin telin farkındaydım. Uzun süreli bir temasın, ikimizin de dengesini bozacağı aşikârdı. Tenimde hâlâ yakıcı busenin izi, ruhumda ise bıraktığı tuhaf sarsıntı varken, ateşe körükle gitmenin alemi yoktu. "O da benim gibi düşünüyor mudur?" diye fısıldadı zihnimin karanlık bir köşesi. Hemen ardından gelen acımasız ses susturdu beni: "Yapma İnci. Senin için bir milat olabilir ama onun için sıradan bir öpücüktü sadece." Bu düşüncenin verdiği hırsla, elimdeki bıçağın domatesin üzerinde sertleştiğini fark etmedim. Zavallı domatesin suyunu çıkarana dek doğradığımı gördüğümde iş işten geçmişti. Ne kadar ileri gitmiş olabilirdi ki? Tekin olmayan, dibi görünmez sularda kulaç atıyordum ve boğulmadan kıyıya çıkmam gerekiyordu. "Benden önceki hayatı beni ilgilendirmez," Yalancı... "Sonuçta yakışıklı, zeki ve her hareketiyle dikkatleri üzerine çeken birisi." Ve erkekti... Ve gençti... Ve güçlüydü... Ve ihtiyaçları olabilirdi... "Sus İnci, sadece sus!"
1000Kitap
Bir insanın ellerini memleket yapacak kadar sevmek...
Bir insanın ellerini avcunun içine alıp derince koklamak... Bir insanın ellerini koklayacak kadar sevmek... İşaret parmağını elinin üstündeki kırışıklıklarda gezdirmek; O yeşil damarlarda, yaşamasına dair ümit veren her şey gibi onları dahi sevmek, başını okşamak... Çehresindeki kırışıklıkları yeriyle ezberlemek... Bir insana bakarken göz içlerinde hayatın yeniden doğması, Göğüs kafesinin yerleşkesine cıvıl cıvıl ailelerin taşınması, Sokakların çocuklarla dolması... Bir insana bakarken mimiklerin havada asılı kalması, Her şey gibi... Ve göz kenarlarından ince, narin dalların sarkması... ​Bir insana bakarken göz kenarlarındaki sarkan dallardan çiçekler açması... Gülerken güldüğünü dahi fark edememek, Uzaklaştığın her saniye nefesinin daralması... Bir insanı severken masumlaşmak; Rüzgârın herkesin arkasından, senin ise yüzünden vurması... Bir insanı severken sevmediğin şeyleri bile sahiplenmelerinin olması... Bir insana doğru yürürken göz göze geldiğin ilk an, göz kenarlarındaki dalların birbirini selamlaması... Gözlerin gülümsemekten kısıldıkça görüş açının sadece o insan olması... Bir insanı bildikçe yaşadığına şükretmek, Onunla denk geldiğin çağı dahi sevmek... Bir insanın ellerini avcunun içine alacak kadar memleket yapmak... Her şeyden öte...
1000Kitap
Eğer
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer… belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine derince bakmasalardı eğer… çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer… rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer… uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer… gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer… ıssızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…sen gittikten sonra yalnız kalacağım yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?evet sevgili, kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer… Can Yücel
Reklam
Reklam