Derler ki Tanrıların eski çağlarında, kalbi bir kez kırılıp da tekrar atan insanlara zambak fısıldanırmış. Zambak, her çiçekten farklıymış; çünkü onu sevmek kolay değilmiş. Ne gül gibi cilveli, ne papatya gibi çocukmuş. Zambak, suskunmuş. Gururlu, mesafeli, zarif ama aynı zamanda karanlıkmış. Zambak seven insanlar da böyleymiş; sıradan aşklara yüz çeviren, sevdiğinde dibine kadar inen, sevdikçe kendinden vazgeçen... Onlar için aşk bir oyun değil, bir ibadetmiş. Kalplerinde hafiflik değil, yangın taşırmışlar. Sevilmekten çok, yakılmak isterlermiş. Zambak seven biri sana göz ucuyla bile bakıyorsa, bil ki o an her şeyi düşünmüştür: seni, geçmişini, en sevmediğin yönünü bile sevip sevmeyeceğini... Çünkü onlar severse bir ömür susar, ama bir daha da unutmazlarmış. Bu yüzden “Zambak sevenlere dikkat et.” derlermiş; onlar sıradan bir gülüşe değil, içini paramparça eden suskunluğa aşık olurmuş.
Kısa bir anekdot (propaganda)
David Ogilvy’nin Antik Yunan’a ilişkin anlattığı şu hikaye, propagandanın ve reklamın amacını ortaya koyması bakımından çok çarpıcıdır: Antik Yunan’da Aeschines kürsüye çıktığı zaman dinleyenler kendilerinden geçip “ne güzel konuşuyor” derlermiş. Aynı dinleyiciler Demosthenes konuştuğunda ise “haydi gidip Filip’i devirelim!” diye bağırırlarmış. Ogilvy bu küçük hikayeyle propagandanın hem ne kadar eski bir olgu olduğuna hem de propagandanın temel işlevinin insanları harekete geçirmek olduğuna dikkat çeker
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ruhu İyileştiren İki Şey: Kitaplar ve Çiçekler…
Eskiler bu çiçeğe şifa çiçeği derlermiş, dokunduğu yeri iyileştirirmiş. Bana kalırsa dünyada ruhu en güzel iyileştiren, yaralara en iyi gelen şeylerden biri de güzel satırlar, iyi kitaplar... Hem şifalı kitaplara hem de bu güzel güne bir selam olsun.
1000Kitap
Teyfik Fikret şöyle diyor; “Kalbim o kadar seninle dolu ki, Artık bu kalp benim diyemiyorum..” Anlıyorum ki artık bu kalbin sahibi ben değilim, Her atışında seni taşıyan, Her susuşunda seni özleyen, Bu kalp bana ait değil artık. Bir organ olarak vücudumda taşısam da, Bu kalp sen diye atar, Seni sayıklar durur, Bu kalp bana ait değil ! Sadece adını duyunca bile hızlanan bu kalp, Bana ait değil artık! Bu koca dünyada bir sana inandım, Bir sana böyle sevdalandım, Bir tek sana böylesine yaslandım, kendimi olduğu gibi bıraktım. Herkesten yüzlerce adım önde oldun, Sesini sevdim, Nazını sevdim, Gönlünü sevdim, Hüznünü bile sevdim, Seni düşünüp, içinde sen varsın diye hüznünü bile sevdim.. Vücudunun her zerresini sevdim, Ben seni çok başka sevdim. Ayrılıklar da sevdaya dahil derler, Doğru derlermiş,
Birini vazgeçmeye mecbur bırakmak da bir kötülüktür. Eskiler vazgeçtim demez, "Gönlümün tahammül mülkünü yıktın" derlermiş…
Aşk
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki bu blog yazım, “aşk” hakkındaki ilk yazım olacak; ancak son yazım olmayacak. Hatta aşk hakkında yazacağım son blog yazısı hiçbir zaman gelmeyecek. Evet, aşk hakkında yazmaya devam edeceğim. Ama aşk öyle bir şey ki ne kadar yazı yazarsam yazayım, isterse milyonlarca olsun, asla bitmez, tükenmez. Anlatmak istediğimi tam anlamıyla ifade edemem. Çünkü ben aşkı anlatamam; zaten aşkı kim anlatabilir ki? Bir insan herkesi sevebilir. Sevgi başka bir şeydir; sevgi çok güzel bir duygudur. İstediğin herkesi, her şeyi sevebilirsin; birden fazla kişiyi, istediğin kadar insanı aynı anda sevebilirsin. Sevginin bir tanımı vardır: Sevgi anlatılabilir, açıklanabilir. Birisini ne kadar sevdiğini anlayabilir, ifade edebilirsin. Ya da sevginin ne olduğunu tanımlayabilirsin. Peki ya aşk? Üç harfli, kısacık bir kelime… Aşk ne demek? Aşkın gerçek anlamı ne? Aşk tanımlanabilir mi? Eskiler aşka “kara sevda” derlermiş. Kara sevdaya yakalanan bir kadın ya da erkek, eğer sevdiğine kavuşamazsa hasta yatağına düşer, unutamazsa ölürmüş denir. Ama burada, eski zihniyetin “Bizim zamanımızda sevgi ve saygı vardı; öyle boşanmak, kocanın karşısında konuşmak yoktu” diyerek kadınlara yapılan eziyetleri ve “Bu evden gelinlikle çıkan kız ancak kefenle döner” anlayışını kastetmiyorum. Konumuz bu değil. Aşkın ne olduğunu tam anlamıyla anlatamayız, betimleyemeyiz; sadece hissederiz. Bence aşk, dünyadaki en evrensel duygulardan biridir. Aynı zamanda hem en güzel hem de en acı verici duygudur. Kimi insanı mutlu eder, kimini ise mutsuz; ortası yoktur. Aşk, içimizden söküp atamayacağımız bir şeydir. Kimileri bu duyguyu gerçekten yaşar, kimileri ise hiç tanıyamaz. Evet, sever; hem de çok sever. Ama o sevgiyi aşk zanneder. Oysa sevgi, aşk değildir. Ben de onlardan biriyim. Eskiden
1000Kitap