Yeni Çağın Güç Denklemi: Küresel Teknoloji Monarşisi ve Türkiye'de Statüko Çıkmazı Modern siyasetin doğası, geleneksel ideolojilerin ve sınırların ötesinde, sermaye ile teknolojinin soğuk ve rasyonel ortaklığı tarafından yeniden inşa edilmektedir. Bugün ulus devletlerin iç siyasi dinamiklerini ve kurumsal yapılarını anlamak, yalnızca yerel parlamento tartışmalarına ya da parti içi kurultay delegasyonlarına bakarak mümkün değildir. Siyaset, siber egemenliğin, yapay zekâ tekellerinin ve küresel finans ağlarının dikey gücüyle şekillenen çok katmanlı bir satranç oyunudur. Bu oyunun kurallarını doğru okumak, hem batı dünyasında milyarderlerin neden tek bir çizgiye geldiğini anlamayı hem de Türkiye'nin içinden geçtiği siyasi tıkanıklığa gerçekçi bir teşhis koymayı zorunlu kılar. Kurumsal Mülkiyet Körlüğü ve Tarihsel Kırılmalar Türkiye siyasetindeki en büyük yanılgılardan biri, köklü siyasi partilerin ve yerleşik kurumların alternatifsiz olduğuna dair duyulan statüko inancıdır. Siyaset elitleri genellikle mevcut büyük yapıların kalıcı olduğunu, bu yapılardan ayrılan aktörlerin ise siyasi bir hiçliğe gömüleceğini vaaz eder. Oysa tarih, kurumsal sınırları ve dayatılan statükoyu bizzat yıkan figürler tarafından değiştirilmiştir. 1980 sonrasında Bülent Ecevit’in mevcut yapılara karşı gösterdiği kararlı duruş ve ardından kurduğu Demokratik Sol Parti ile başbakanlığa uzanan yolu, bu durumun en somut tarihsel reçetesidir. Kurumsal yapılar vizyoner projelerle, teknoloji çağının gereksinimleriyle ya da toplumsal dertlerle bağını kopardığında birer "halat çekmece" oyununa döner. Taraflar vizyon yerine hukuki dehlizleri ve yerleşik bürokrasiyi birer enstrüman olarak kullanarak o halatı kendi tarafına çekmeye çalışır. Ancak bu katı ve uzlaşmaz duruşun nihai sonucu kaçınılmazdır: O
Siyaset
Aklına gelince yüzünde sebebsiz TEBESSÜM oluşturacak dostun varsa zenginsin, Hayat kısa dertler uzun ve daha yapacak çokkk iş var gençler....
Düşünce
Reklam
Kendimle konuşmak istiyorum. Müsait olduğu zamanları o kadar bilmiyorum ki, tek kelime edemeden düşüncede kalıyor. Oysa uzun zamandır başka birilerini de dinlemiyorum. İnsanların dertleri derdim değil. Bir süredir tek davam kendimle konuşmak. Düşünce mahkemesine çıkıp kendimi yargılamadan konuşmak istiyorum. Tüm hükümleri, hükümsüz kılacak kuralsız bir sonuç istiyorum. Uzun zamandır kendime soru sormayışıma, uzun cevaplar vermek istiyorum. Düşünce mahkemesinde buluşalım, kalbim. Ruhuvera
Duygu ve Düşünce
Belimiz bıkınımız...
"Bıkmak" kelimesi, Eski Türkçede "tıka basa doymak, bedende yer kalmayacak kadar dolmak" anlamına gelen (bık-) kökünden türemiştir. Bir insandan veya bir dertten bıkmak, ona karşı ilgiyi kaybetmek veya hissizleşmek değildir. Etimolojik olarak; o durumun veya kişinin insanın bütün boşluklarını sınırlarına kadar doldurması ve nihayetinde insanı boğacak noktaya getirmesidir. Bıkmak, bir eksiklik veya tükeniş değil; aksine fazla dolmaktan kaynaklanan bir kapasite aşımıdır... & @lıntı
DİN ADAMI ANKHU'NUN BOZUK DÜZENDEN YAKINMASI
Olup bitenler çileden çıkarıyor insanı: Memleket baştan başa azapla kıvranıyor, Yıldan yıla büsbütün allak bullak... Bir öncekini aratıyor her geçen yıl. Kargaşalık var ülkede, yıkımın eşiğindeyiz. Kapı dışarı ettiler adaleti, Haksızlık kol geziyor hükümet çevrelerinde. Tanrıların taşanları karman çorman, Tanrı buyruklarına aldırış eden yok. Memleketin durumu berbat, Ne tarafa baksak çile, Halk yas tutuyor kentlerde de, taşrada da... Millet yoksulluktan perişan, İnsanlarda ne saygı kaldı, ne sevgi. Huzur sultanları bile ter ter tepiniyor. Gün doğunca baş çeviriyoruz Gece olanları görmemek için. Olup bitenler, çileden çıkanyor insanı: Dertler tümen tümen geliyor bugün. Yarın ızdırapların seli kopup gelecek. Memleket baştan başa tedirgin, Ama ağzını açıp tek kelime söyleyen yok. Eski Mısır'dan Şiirler Talat Halman
Alıntı
Bir yaz kışı gel yanıma Uzaklara dalalım yalnızlıkla Ah ne kadar da yaralı Karanlıklara karşı Söyle içinden geleni Beni sana vereni Uzaklara dal, bir parça bana kal Nedir bu, bir nasır dertleri Ah ne kadar ümitsiz bir hâldir bu Kimim, neyim ve kimin derdiyim Ve ne midir Bendeniz yalnızlığa kadar yalnızım Yalnızlık olana kadar yalnızdım. Gökler yaşasın kaderimle Kış yaz ayazına kalsın Ve ben öleyim Senin bilinmeyen kollarında.
Şiir
Reklam
Reklam