Talat Halman

Talat Halman

YazarÇevirmen
8.6/10
355 Kişi
·
1.265
Okunma
·
3
Beğeni
·
924
Gösterim
Adı:
Talat Halman
Tam adı:
Talat Sait Halman
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Çevirmen, Akademisyen, Diplomat, Siyasetçi.
Doğum:
7 Temmuz 1931
Ölüm:
5 Aralık 2014
7 temmuz 1931 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1951 yılında Robert Kolej’i, 1954 yılında Amerika’da Colombia Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Ortadoğu Edebiyatları Bölümü’nü bitirdi. 1953-1960 yılları arasında aynı üniversitede Türkçe okutmanlığı yaptı. 1966’dan sonra Princeton ve New York Üniversiteleri’nde Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Temmuz 1971 tarihinde Kültür Bakanı oldu. Bakanlığının aralık 1971 tarihinde kaldırılması üzerine gene Amerika’ya eski görevine döndü. 1980-1982’de T.C.’nin ilk Kültür İşleri Büyük Elçisi olarak görev yaptı. 1984-1986’da Pennsylvania Üniversitesi’nde konuk profesördü. 1986’dan sonra New York Üniversitesi’nde görev yaptı. 1986’da Columbia Üniversitesi Halman’a ABD’nin en büyük çeviri ödüllerinden birini, 1987’de Boğaziçi Üniversitesi fahri doktorluk verdi. 1978 yılında Uluslararası Şiir Komitesi ve 1985 yılında Amerikan Şiir Akademisi üyesi oldu.

Şiirleri, eleştiri, makale ve çevirileri var. Amerikan sanat-edebiyat dergilerinde günümüz Türk şairleri üzerine tanıtmalar, değerlendirmeler yaptı. Bu incelemelerinin bir kısmı Türkçe dergilerde de yayınlandı. Antolojileri Dağlarca, Orhan Veli Kanık, Yunus Emre, Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Kemal Özer, Mevlana, Kanuni ve Sait Faik Abasıyanık’tan çevirdiği şiir ve hikaye kitapları Amerika’da yayınlandı.

Türkiye’de Faulkner’den hikaye, Shakespeare, Langston Hugnes ve Wallace Stevens’ten vb. şiir çevirileri basıldı.

ESERLERİ:
Eski Mısır Şiiri (1972) ve Eski Uygarlıkların Şiirleri (1974), Yaşayan Amerikalı Şairler (1992), Amerikalı Kadın Şairler (1992) adlı çeviri derlemeleri vardır. 

Kendi şiirlerini Can Kulağı (1968), Bin Bir (özdeyiş şiirleri, 1976), Canevi (1980), Tuyuğlar (1981), Uzak Ağıt (1991) kitaplarında topladı. 
Shakespeare’in eserlerinden yola çıkarak Kahramanlar ve Soytarılar (1991) adlı oyunu yazdı; W.Shakespeare’nin Tüm Soneler’ini (1989) çevirdi.
Hiçbir duygu kımıldamıyor mu içinde
geldiğin vakit?
Hiçbir şey duymuyor musun?
Ah, seni başka yollara götüren o gözler,
O sevmeyen, durgun gözler...
Yine de dosdoğru söylüyorum;
Gözlerin hangi yol boyunca giderse gitsin
Bana çevrilince onlar
Yaşıyorum yeniden.
Kulak ver sözlerime:
Yeryüzü hükümdarı olsan,
Bütün ülkelerde hüküm sürsen,
İyilik saçsan insanların hepsine,
Kullarına yumuşak görünme.
Halk, korku saçanlara boyun eğer.
Bir iplik götürüyorum.
Minnacık bir kuş tutunuyor ipliğe.
Yüreğimi kıskıvrak sarıyor iplik.
Artık yüreğim yavru kuşla birlikte tutsak
Su yolları boyunca dikilip boy atan. Mevsimi gelince dolgun meyveler veren. Yaprakları hiç solmayan.
Dal budak sardıkça bolluğu artan
Bir ağaçtır iyi insan.
Göklerde senin sözlerin söylendikçe İgigiler boyun eğiyor. Dünyada senin sözlerin söylendikçe Anunakiler yeri öpüyor. Sözlerin rüzgârla yükseldikçe göklere, bolluk oluyor dünyada. Senin sözün duyuldukça ülkede, bitkiler büyüyor alabildiğine. Sen konuştun mu, sürüler semiriyor, gelişiyor tüm yaratıklar Söylediklerin, doğruluğu, namusu, dürüstlüğü sağlıyor herkeste. Yeri göğü aşan sözlerini hiç anlayan olamaz ki.
Kim sökecek, kim gerçeğine varacak senin sözlerinin?
158 syf.
·19 günde·10/10
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmayan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için." der Shakespeare "Korkuyor" adlı şiirinde. Ben de korkuyorum Shakespeare, senin bu güzel sonelerine hakkını verecek inceleme yazamamaktan. Kitabı resmen gıdım gıdım okudum, bitmesin diye. Ben sevdiğim kitaplara -özellikle de şiir türü kitaplara- hep böyle davranıyorum. Sen ne kadar güzel, ne kadar büyülü, ne kadar yürekten duygu yüklü yazmışın ki böyle yüreğime dokundun be Shakespeare..

154 sone... Denebilir ki, İngilizcenin en ünlü şiir dizisi. İlk kez 1609 yılında topluca basılmış, dünya edebiyatının en güzel örnekleri arasında yer alan bu şiirlerde neler yok ki? Sevgi, kuşku, özlem, ihanet, kıskançlık, umut, hayal kırıklığı, karamsarlık, suç ve günah, sevgili önünde benliğin değersizliği, sevgi uğrunda her acıya katlanma, ölüm... Her duyguyu böylece içimize işletip, ne güzel bir eser sundun bize.
İncelememe "Korkuyor" şiiriyle başlamamın sebebi şudur: Shakespeare korkmuyor. Sevmekten de, kaybetmekten de, duygularını ifade etmekten de korkmuyor. Öyle ki soneler bir anahtardır, Shakespeare bu anahtarla gönlümüzün kilidini açmıştır.

Ben biraz sonelerin biçim ve özelliklerine değinmek istiyorum. Sone, ilkin İtalyan yazınında görülen, klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış, bizim Türk şiirinde az görülen 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Shakespeare ise İtalyan sonesinden biçim bakımından değişik olan İngiliz sonesini kullanmıştır. İngiliz sonesi, üç dörtlükle bir beyitten meydana gelir. Shakespeare ise İngiliz sonesinden yola çıkarak; birinci dörtlükte konuyu sunar, ikinci dörtlükte konuyu genişletir, üçüncü dörtlükte geliştirip doruk noktasına çıkarır, son iki satırda ise bizlere şiirin özünü ve özetini verir.

Peki, bu sonelerin konusu nedir? Yukarıda belirttiğim gibi genel konu sevgidir, öyküsü ise bir sevgi serüveni. Zannımca bu öyküde dört kişi var: Ozan( Shakespeare'in kendisi olduğunu düşünüyorum), sarışın erkek sevgili, esmer kadın ve rakip ozan.
Shakespeare 154 sonesinin ilk 126'sını güzel, sarışın ve soylu bir gence yazmıştır. Bu güzel satırlar aslında güzel bir kadına bahşedilmiş gibi dursa da, gerçeğin öyle olmadığını görüyoruz. Ama ben şiirlerin kime yazıldığını veya gerçek kimliğini değil de, sonelerin şiirsel kimliğini göz önünde tutmamızın daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Shakespeare ile sevdikleri arasındaki ilintileri estetik olarak yorumlayacak olursak; belki de sarışın genci ideal güzelliğin simgesi olarak görüp öyle yaratmıştır. Peki Shakespeare hep ideal güzelliği mi övmüştür? Tabi ki hayır. 126. Sonesinden itibaren şiirler esmer bir kadına yazılır. Öyle ki, ideal güzellik anlayışını yerle bir eder, kusurlarına rağmen esmer kadını dünyanın en güzel kadını ilan eder. Hatta esmer oluşundan dolayı öyle güzel bulur ki bir sonesinde şöyle dile getirir:
"Güzel ancak karadır" diye yemin ederim,
Senin renginden yoksun olan çirkindir derim."

Ve bir diğer kişimiz rakip ozan. Rakip ozanın göze girmesiyle, bizim ozan bitap düşer, çaresiz kalır. Onu da şu sözleriyle dile getirir:
"Gel gör ki cömert yüzün gülmüş öbür ozana,
Güçsüz kalmış şiirim, konu kalmamış bana."

Biliyorum, fazlaca uzattım ama 154 sayfalık bir kitabı tam 168 alıntı paylaşarak kapatıyorsam, siz anlayın nasıl çok sevdiğimi. Benim gönlümü fetheden bu kitabı tabi ki sizlere de tavsiye ederek incelememi bitiriyorum. Sevgi ile kalın!
158 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Muhteşem muhteşem muhteşem... Bu kitabı tasvir edebilecek sözcükler yok bende. Geçen yıl 1 tane sonesini görmüştüm internette bayılmıştım tamamını okumak şimdi kısmet oldu. Bu kitabı bi okuyun derim ya özellikle şu piyasada dolaşan aşk kitaplarıyla arasındaki farkı anlarsınız.. Sakın ola ki kıyaslamayın ama kıyaslanabilecek ayarda değiller.. Şiddetle tavsiye ediyorum. Hem akıcı bir dili var hem de böyle kendine bağlıyor resmen. O zaman sevdiğim bir sözüyle kapatmak istiyorum. "Sen ancak görenleri seversin bense körüm." Yani yazacak pek bir şey yok bu sözünden sonra.
Bu kitabı çevirmek de ayrı bi hüner gerektirir. Bunun için de TALÂT SAİT HALMAN'a sonsuz teşekkürler. Böyle bir eseri dilimize çevirip bize kazandırdığı için..
Keyifli okumalar..:)
180 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Yahu Shakespeare, bir insan nasıl olur da bu kadar derin yazabilir bir sevdayı ben anlayamıyorum. Üstelik başka biri söylese ‘sapık’ olarak yargılanacağı şeyleri o cümlelerle o naiflikle nasıl anlattın sen, şaşırdım kaldım doğrusu. Demek ki hayatı algılayışımız kelimelerin bizi yönlendirmesi ile oluşuyor. “Senden çocuğum olsun istiyorum, gözleri senin gibi baksın” dediğinde biri ne kadar ‘kroca’ olduğunu düşünürüz belki ama
“Ne yap yap, kurban gitme kışın zalim eline:
Özün arıtılmadan, yaz’ı almasın senden;
Bir şişeye bal akıt, bir yere bir hazine
Sun güzel hazinenden, kendin sona ermeden.
Bu iş haram değildir, tefecilik de değil:
Sevinç verir gönüllü borç ödeyenlerine–
Görevin bir başka “sen” yaratmaktır, bunu bil;
İşte on kat mutluluk: on gelir bir yerine.
On kat büyük bir görkem doğar gür benliğinden
Ortaya senin eşin on tane sen çıkar da,
Ölüm, eli böğründe kalırdı göçünce sen–
Bırakırdı, yaşardın gelecek kuşaklarda.” Diyince çok romantik geliyormuş demek ki. Gerçekten çok şaşırttı bu durum beni. Hatta bir ara tüm kitap boyunca işleyeceği konunun bu olacağını bile düşünmüştüm. Fakat ilerledikçe daha da şaşırdım çünkü öyle farklı konulara değiniyor ki bazı dizeleri tekrar tekrar okudum emin olabilmek için. Öyle incelikli bir dil, öyle bir lezzet bırakıyor damakta. Muhteşem, bayıldım doğrusu. Tabii çevirmenin de payı çok büyük. Ben Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından “Elbette önemli olan, çeviri yöntemi, biçim, vezin ve uyaktan öte, soneleri hem asıl anlamlarına bağlı kalarak, hem de Türkçeye tamamıyla yatkın olarak taze şiirler gibi aktarıp yaratmaktır. Çevirilerim bunu başarabildiyse görevimi doğru dürüst yaptım diye sevineceğim” diyen Talât Sait Halman’ın çevirisi ile okudum. Ayrıca kitaba eklediği önsözde de Sonelerin anlaşılması açısından çok önemli detaylara değinmiş ve oldukça bilgilendirici açıklamalar yapmış.

Şiir konusunda gönlümü fethettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Muhteşem bir duygu yoğunluğu ve özgünlük var. Çok sevdim.
158 syf.
·10 günde·7/10
GÖRDÜM Kİ SUYU ISITIRMIŞ SEVDA ATEŞİ, AMA YETMEZMİŞ PINAR SULARI SEVDAYI SOĞUTMAYA.

Yaklaşık iki yıl önce isminden dolayı sevmiştim kitabı. Arada rastgele bir sayfa açar okurdum ama tamamını bitirmek bugüne nasip oldu. Sevdanın oldukça derin işlendiği bir kitap olmasına rağmen, günümüzün çoğu aşk kitabına oranla kesinlikle sıkmadı, hatta benim gibi aşk temalı kitapları okumayı sevmeyen birini bile kendine bağladı. Soneler ile birlikte iki kitap daha okumasam üç günde bitirebileceğim bir eserdi. Tavsiye ederim herkese.
158 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Şekspir’in okuduğum tüm kitaplarını ayrı ayrı incelemek yerine genel bir değerlendirmeyi uygun gördüm.

Öncelikle söylemem gerekir ki Şekspir inanılmaz derecede zeki hatta bana kalsa bir dahi. Kurduğu cümleler, yaratmış olduğu ahenk, inanılmaz tasvirleri ve her şeyden önemlisi konulara getirmiş olduğu muhteşem derinlik. Bütün bunlar bir arada başka sanatçıda var mı bilmiyorum. Sanatçı diyorum çünkü gerçekten insanı baştan yaratan bir tarzı var.
Eserlerine gelecek olursak; eserlerinin en göze çarpan özellikleri basit kıskançlıklar, tutku, duyguların mantığın önüne geçmesi, kararsızlık, şüphe, hırs, kadının aşağılanması - buna daha sonra değineceğim - ve insana dair diğer tüm ihitraslardır. Bütün bunları o kadar canlı bir şekilde işliyor ki hayran olmamak elde değil.

Şekspir’in zekası, en çok Hamlet, Othello, Kral Lear ve Macbeth gibi trajedilerinde belli oluyor. Akılsızca davranışlarının sonuçlarına katlanmak zorunda kalan güçlü ve karmaşık karakterler, eserlerinin en belirgin özellikleridir. Mağripli generalin (Othello) kıskançlık ve şüphe nedeniyle sadık karısını öldürmesi, yaşlı bir kralın (Kral Lear) verdiği yanlış kararlar sonucu karısını ve kızlarını kaybetmesi; İskoçyalı soylunun (Macbeth) hırs ve vicdan azabıyla kendini mahvetmesi, yazarın yarattığı karakterlerin gerçekliğinin en güzel örnekleridir.

Çoğu Şekspir uzmanına göre otobiyografi niteliği taşıyan Soneler ise sanatçının bütün iç dünyasını gözler önüne sermektedir. Yıllardan beri süregelen tartışmayı, Şekspir’in bir eşcinsel olup olmadığını, Soneler'i okuduktan sonra okuyucunun kendi yorumuna bırakıyorum. Ben bir iki gözlemimi aktaracağım sadece. Soneler'inde geçen sarı saçlı delikanlının kim olduğu henüz kanıtlanmış olmasa da eserde ona duymuş olduğu derin sevgi dikkat çekiyor. Şekspir’den en çok etkilenen yazarların başında gelen Oscar Wilde'ın yazmış olduğu Dorian Grey'in Portresi'nde benzer bir konuyu işlemiş olması yine dikkatimi çeken noktalardan bir tanesi. Dediğim gibi burayı okuyucunun yorumuna bırakıyorum.

Gelelim dikkatimi en çok çeken konuya. Yazıldıkları dönem itibariyle Orta Çağ'a denk gelen eserler, dönemin zihniyetini gözler önüne seriyor. Her şeyden önce kadının bu kadar aşağılık bir varlık olarak gösterilmesi, cadı, köle, erkeğe itaat için var olması, hiçbir düşüncesine önem verilmemesi, kadının da kendini erkeğin malı olarak görmesi dönemin zihniyetinden kaynaklı diye düşünüyorum. Şekspir’in kadını bu şekilde ele alması bana göre müthiş bir sosyolojik eleştiri niteliği taşıyor. Aksini düşünmeyi hayal bile edemiyorum.

Keyifli, bol Şekspirli okumalar diliyorum.
158 syf.
·Beğendi·9/10
Shakespeare’den güzel bir eser daha bizlerle. Soneler. Tabi kitaba geçmeden evvel Sone nedir buna biraz değinmek gerektiğini düşünüyorum.
Soneler iki dörtlük ve iki üçlükten oluşan 14 dizeye sahip bir nazım (koşuk) biçimidir. Bizde de Servet’i Fünun tarafından kullanılmıştır. İlk bu konuda eseri veren de Cenap Şahabettin olup eseri de “Şi’r-i Na-Nüveşte” yani Yazılmamış Şiir adlı eseridir. Tabii kitap Shakespeare’ye ait olduğu için ondan bir örnek verelim buraya. (18. Sone mi neydi anımsayamadım)
“İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirin, sana da hayat verir.”
Ya da şunu mu eklesek, sanki bu daha güzel.
“Ah, sessiz aşk neler yazmış, öğren artık okumayı,
Aşkın sırrını ermişler bilir gözleriyle duymayı.”
Böylelikle güzel bir kitabı daha geride bırakmış olduk. Yaşam, Mutluluk, Zaman, Cinsellik; Şiir ve Sanat sayesinde insanın kazandığı ölümsüzlük. Farklı konular devamlı işleniyor. Ayrıca sadece 99. sone 15 dize olarak verilmiş. Onu da ekleyelim.
94 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Talat Sait Halman'ın bu kitabı tamamen kendi çevirileri ve Faulkner'la ilgili kendi okuma deneyimleri ve yorumlarından oluşuyor.

Kitapta öncelikle yazarın ayrıntılı biyografisi yer alıyor. "Faulkner'ın Yaşadığı "adlı bu bölümde yazarın hayatı anlatılıyor. Halman'ın kitabın ikinci bölümü "Faulkner'ın Yarattığı" adlı bölümde yazarla ilgili tespitlerini ve yorumlarını bu hayat hikâyesine sağlam bir şekilde bağladığını söyleyebiliriz. Jean Paul Sarte'ın Faulkner için söylediği "kozmik kötümserlik" sözünün temelleri sanki yazarın yaşadığı hayatın trajedilerinde gizli gibidir. Her ne kadar Halman biyografi kısmında sözünü ayrıntılı olarak etmemişse de Faulkner'ın alkolikliğinin uçlarda geziniyor olması ve bu yüzden hastanelere düşmesi de bu kötümserliğin altını kalın kalın çizmektedir sanki. Ama daha ötede, kardeşi Dean'in özel uçakla tehlikeli gösteriler yaparken gözünün önünde ölmesi ve Faulkner'ın kardeşinin kanlı vücut parçalarını evinin banyosunda bir araya koyması gibi ürkütücü trajediler de yer alıyor.

Kitabın ikinci kısmı olan "Faulkner'ın Yarattığı" adlı bölümde Halman, Faulkner okumalarından çıkardığı tespitler ve yorumlarla kitabının niteliğini daha yukarı çıkarıyor. Ancak sağlam Faulkner okumaları yapan bir okurun yapabileceği gözlemler bunlar ve bence oldukça faydalı olabilecek, yol gösterici, düşündürücü yorumlar içeriyorlar. Bunu özetlemek gerekirse;

"Yirminci yüzyıla "lanete uğramış ölümsüzlük ve ölümsüz lanet hâkimdir"; yeni çağ, "dünyanın köhne ve felaketli rahmi"nden doğmuş bir canavar gibidir. Faulkner'ın eserleri incelenirse, bir bütün olarak bakılırsa "o zaman Dante'nin Cehenneminden çok daha ürkütücü bir panorama ortaya çıkar".

"Faulkner'da "kör tragedya" evrenseldir. Tek tek kişiler, alınyazısından kaçmak şöyle dursun, ona başkaldıramazlar bile. İnsanın kaderi, kendi umut ve seçimlerinin dışında kalır. Kader karşısında insanın hiç bir gücü yok gibidir, hürriyeti ve haysiyeti bile yoktur. Ama tragedya yalnız kişisel değildir. Yirminci yüzyılda, dünya tarihinde ilk kez tragedya bütün insanlığı kapsamaktadır ve Sartre'ın sözünü ettiği kozmik kötümserlik de budur."

"Yoknapatawpha- Faulkner'ın yarattığı bu ismi var cismi yok yer; bütün şamatası ve vahşilikleriyle, bütün hile ve kötülükleriyle çağımızı talan eden beşeri cehennemin timsalidir. Yirminci yüzyılda her kıtadaki topluluklar ve kültürler kökten sarsılmıştır. Bu sarsıntı, bir bakıma insanın dışında olan bir lanetten, bir bakıma Faulkner'ın söylediği gibi insanın " kendi icad ettiği ve icat etmek için ısrar ettiği azap ve ızdıraplardan" doğmuştur. Kendisi lanetlenmiş olan insanın yüreğindeki karanlıktır bu. İçteki karanlıktan kurtuluş yoktur, çünkü insanın kalbinin dışında hiç bir gerçek yoktur.İşte bu yüzden Faulkner karakterleri, ahlâken, aklen, ruhsal anlamda karman çorman insanlardır. Bu kargaşa onların alınyazısı olmuştur. Bu yüzden eleştirmen Edith Hamilton Faulkner karakterlerini "kaderin iradesiz köleleri" olarak tanımlamıştır. İradesiz köleler günahlarından kurtulmak için kendi çektikleri ve başkalarına verdikleri azabı ölünceye dek yaşamaya mahkumdur."

Halman bu ikinci kısmın sonunda yazarın ilk başlarda büyük eleştiri de alan ama nihayetinde yazarın kimliğini belirleyen üslubundan da söz ediyor. Örneğin eleştirmen V.S. Pritchett, yazarın üslubu için "yazılacak yerde tütün gibi çiğnenip arasıra dışarı tükürülen azap verici bir düzyazı" şeklinde bir yorum yapmış. Clifton Fadiman yazından üslubundan "anlatmaya aykırı" şeklinde söz ediyor ve "hikâye ya da konu anlatılmasın diye bir takım karmakarışık usuller" diyor. Conrad Aiken ise örneğin "düpedüz berbat" yorumu yapmış. Ama elbette bu yorumlar Halman'ın kitabının basıldığı 1963 yılına dek yapılmış olan eleştirilerden oluşuyor, bugün buna benzer yorumlara rastlamak imkânsız olsa gerek.

Kitapta Faulkner'ın bu eleştirilere verdiği yanıt, onu benzersiz kılan anlatım tarzının neye dayandığını görmek açısından önemli: "Hiç kimse kendisinden ibaret değildir. Geçmişinin toplamıdır insan. Geçmiş, her erkeğin ve her kadının, her ânın bir parçasıdır. Her erkeğin ve her kadının ailesi, görüp geçirdiği şeyler, her vakit kendisinin başlıca unsurlarıdır. Bir hikâyenin bir kişisi, herhangi bir hareket ânında sadece kendisi değildir, onu meydana getiren bütün unsurların birleşimidir. İşte uzun cümle, kişinin bir şey yaptığı o ânın içine onun geçmişini ve belki geleceğini koyma çabasıdır." O halde insan işte bu kamaşma, karmaşa ve iç içe geçmiş anların, anıların, geçmişte bugüne dek gelen bütün birikimlerin bir bileşkesidir ve bu yüzden karmaşıktır, ve onu anlatmaya çalışan dil de onu olduğu gibi yansıtabilmek gayretiyle sözü uzatır, eğip büker, döndürür, tekler, akar gider, hani Çılgın Palmiyeler'de önüne her şeyi katıp da ağır ağır zamana kendini bırakan, susan o koca nehir gibi.

Halman'ın kitabının üçüncü bölümünde yazarın bibliyografisi ve Türkiye'deki çeviri serüvenini de görüyoruz. İlk Faulkner öyküsü 1951'de çevrilmiş. Önemli edebiyatçılarımız Bilge Karasu, Hamdi Koç, Talât Sait Halman, Ülkü Tamer (ne kadar da güzel bir çeviri ve toplama bir öykü kitabıdır "Kırmızı Yapraklar, mutlaka okunmalı) öyküler ve toplama kitaplar çevirmişlerdir. Ancak Türkçeye çevrilen ilk Faulkner kitabı bir öykü eksiğiyle Halman çevirisi olan ve Yaşar Kemal gibi bir yazarın İnce Memed'i yazmasına bir vesile ve bir ilham da olan "Duman " adlı kitaptır, ancak en azından dilimizde okuyabildiğimiz eserlerini düşünürsek "Duman" aslında en az etkileyici eserlerinden birisidir yazarın, kötü asla değildir, iyidir, ama diğer eserleri yanında ister istemez sönük kalır, ve yine buna rağmen Türkiye edebiyatına etkisi olmuştur, kıymetlidir. Duman'dan sonra çevrilen ilk gerçek kitabı ise "Kutsal Sığınak" olmuştur, sene 1962.

Kitabın son kısmında Halman bu sefer çevirmen olarak karşımıza geçiyor ve Türkiye'de "Ses ve Öfke" Rasih Güran tarafından 1960larda çevrilmeden önce Halman'ın çevirdiği ("Ses ve Gazap" olarak geçiyor eserin adı) Quentin bölümünden uzun bir parçayı da kitaba ekliyor. Sonuç: muazzam. "Ses ve Öfke"yi bu kadar bilgiden sonra bir kere daha muhakkak okumalıyım.

Kitabın son bölümünde ayrıca Faulkner'ın bir şiiri," Ağustos Işığı"ndan bir bölüm (kitapta "Ağustos Aydınlığı" olarak geçiyor adı) var. Kitap, Faulkner'ın ilk kez okuduğum "Mağara " adlı öyküsüyle sona eriyor. "Mağara" okuduğum en iyi Faulkner öykülerinden birisi olup Halman'ın çevirideki yetkinliğini tekrar tekrar gösteren çok etkileyici, nitelik kokan, müthiş bir öykü.

William Faulkner'ın dilimize çevrilmeyen çok eseri var ve gecikmeden dilimize kazandırılmaları gerekiyor. Daha fazla Faulkner, daha fazla edebiyat ve daha fazla iyi edebiyat demek. Yazarla tanışmak isteyenler için bence Ülkü Tamer'in "Kırmızı Yapraklar" adlı çok iyi seçimlerden oluşan toplama öykü kitabıyla beraber bu kitap da çok iyi bir başlangıç seçeneği olabilir. Bunu yapmayı düşünen okurlara şimdiden iyi okumalar dilerim.
158 syf.
Bütün dünyanın sahne olduğunu ileri süren William Shakespeare, çok yönlü İngiliz yazar, şair, oyun yazarı ve oyuncu. Soneler adlı şiir topluluğu dil bakımından İngiliz edebiyatında sıkı bir yere sahip, bu konuya hâkim olamayacağımdan fazla yorum yapmam doğru değil. Zamanın ruhunu iyi yansıttığı gerçeği sonelerde fazlasıyla hissediliyor. Sonelerle gönlünün kilidini açtığı betimleniyor. Sevgi, aşk, kıskançlık, karamsarlık lirik sesinde hayat buluyor. Tabi bu detayı daha iyi yakalamama sebep sone 126’ya dek sarışın bir erkeğe atfedilmiş olmasıdır. Talat Sait Halman’ın önsözüyle; sarışın gencin soyluluğu, aslında manevi bir temizlik, arınmış bir ruhun boyutu. Böyle bir güzelliğe duyulan sevgi, cinsel ihtiyaçların çirkinliğinden uzak kalır. Soyut bir sevgidir o. Sarışın gençte dış güzellik gerçek bir gönül zenginliğinin, yaşama dürüstlüğünün ve manevi değerlerin belirtisidir. Güzellik, bu anlamda erdemdir. Sonelerdeki bu estetik anlayışında (gerçekten böyle bir anlayış varsa) bir dinsel nitelik bulmak mümkün. Güzellik bir erdemse ona gönül vermek ve tapmak, onun üstün ahlakına ermeye çalışmak gerekir. Güzelliğin böylesiyle vuslat olmayacağı için, seven gönül ona erişememekten doğan çileye katlanmalıdır. Seven ve bu çileyi çeken gönül arınır, bedenden koparak gerçek temizliğe ulaşır. *

141. sonesinde bu durumu:

Çektiğim illetlerdir varlığımın kazancı;
Bana günah işletip verdiği ödül: sancı.

Bu nedenledir ki sonelerin derinliği kendi içlerinde aranmalıdır.

İlk sonelerinde sürekli olarak sevdiği kişiye kendinden bir parça bırakmasını öğütlediğini görüyoruz. Bu şekilde ecelin mutlak fatih olamayacağını da belirtiyor. Şekspir, kendini o kadar aşmış bir karakter ki üremeden ölmenin varlığa aykırılığını, insanın değerinin bununla ölçüleceğini de ekliyor dizelerine. Yakıcı aşkının uğruna ise bizim deyimimizle canından can vermek isteyeceğini ise her fırsatta dile getiriyor. O denli ileriye gidiyor ki dimağıma şu satırları ekliyor.
“Yıldızlar kör olunca sevgilimdir nur döken.”

23. sonesinde

Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de
Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.
Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,
Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,
Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler;
Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.
Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,
Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen.

Yüce dizeleriyle anlatmıştır. Ötesi daha iyi anlatılamazdı sanıyorum.

Soneleri kendi hayat akışı ile bir tutarak sonucu hep sevdiceğine bağlamış. (ilk 126 sone sarışın erkek, 127-152 ise esmer bir kadın, belki de kim bilir eşi.) Kendi tabiriyle huzur içinde ellerini kavuşturmuş, beklemiş. Rüzgâra, gelgite ya da denize aldırmamış ve artık zamana ve ya kadere isyan etmemiş. Ona ait olanın ona geleceğini ummuş. Eline geçen her ne olursa olsun aşkının gölgesi diye kendini oyalamayı ihmal etmemiş.
“Mecazı fos çıkaran, sevgilimin eşi de yok” diyerek zamanında yavuklusuna göz diken ozanlara da bir gönderme yapmıştır. Bak bak laflara bak.

Aşkını her geçen gün ekleyerek büyütmüş, iç yangınlarına bir yenisi ekleyerek;

Beklemek cehennemdir, ama beklerim seni,
İyi kötü demeden, suçlamadan keyfini.

Dizeleriyle canımıza okumuştur.

29. Sonesinde ise:

Öyle bir servettir ki sevgini anmak bile,
Sultanlarla yer değiş deseler de nafile.
Diyerek noktayı koymuştur. (Korkmaz kim ki zaten?!)

Zalım Şekspir, anlayacağınız öyle bir şairdir ki deler geçer adamı.

Aşk tanrısının taze ateş aldığı yeri
Canıma şifa bildim: sevgilimin sözleri.

Kimin için yazdın bunları zalım ???



Sen benimdin: rüyanın görkemleriyle doldum.
Ben, uykuda sultandım, uyanınca hiç oldum *

Okumayın.
158 syf.
·4 günde·8/10
Yine bir Shakespeare ile karşı karşıya kaldım. En iyi çeviriler listesinde bulunmasıyla nedeniyle okuma listeme aldım ve okudum. Shakespeare İngiliz edebiyatının en tanınmış ismi. Tiyatro, oyun, şiir yazarı. Böylesine çok yönlü bir ismin bu zamana kadar tiyatrolarını okuduktan sonra Soneler isimli şiir kitabını da okudum.

Farklı bir dizilimi ve okunuşu var kitabın. Bizdeki gibi 4'lü yada 2'li satırlardan oluşmuyor. Farklı bir ölçü ve dizilişi var. Kitabın yarısı İngilizce, yarısı da Türkçe. Aynı sayfada farklı dillerin olması şaşırttı ve beğendim. Bir tık sizi ingilizce'ye karşı güdüleyebilir. Sonuçta 1 kelime 1 kelimedir. Okunması zor bir eser bunu da belirteyim. Çünkü hem diziliş hem de konular bakımından farklı yerlere temas etmesi dolayısıyla.

Kitap tamamiyle aşk üzerine. Aşkın çok güzel yönleri de var, çok üzücü yönleri de. Sevgiden, aşktan, birliktelikten, fiziksel ve ruhsal güzellikten oldukça bahsetmiş. İlk bölümlerde özellikle çocuk yapmak üzerine, cinsel birleşme üzerinde çok durmuş. Çünkü aşık olduğu kadının güzelliğine vurulmuş ve ondan bir meyve almak istiyor. Ondan bir tane daha istiyor. O kadar fazlaydı ki bu konu üzerine şiirler yalan yok biraz sıkıldım. Sonrasında özleme, istek, kaybetmekten korkma üzerine olan şiirlere geçtik. Son bölümlerde ise aşkın gözünü kör ettiğine, aşk acısına, şiirin kalıcı olduğuna, şiirin önemine daha doğrusu her şey biter ama şiirler, yazılanlar kalırın önemine vurgu ile bitiriyor.

Aşkla ilgili her dizeyi bulabileceğiniz bir eser. Çok fazla övgü almasına rağmen çok büyük bir beklenti içerisine girilmemesi taraftarıyım. Aşk şiiri ve dizeleri arayanların bu kitaba göz atmasını tavsiye ederim.
158 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Soneler, Shakespeare' in tiyatrolar için yazmış olmadığı çalışmalardır.
1590-1600 yılları arasında veba yayılmasını engelleyebilmek için tiyatrolar bir çok kez kapatılmıştır. Tiyatroya oyun yazıları yazan Shakesperae de bu dönemi uzun şiirler yazarak geçirmiştir. 154 soneden oluşan kitap 1609 yılında ilk kez yayımlanmıştır.

''Hiç kimse inanır mı şiirime ileride
Yazarsa baştan başa senin gerçek övgünü?''
Tanrı bilir şiirim varlığım gizler de,
Şimdi bir mezar gibi örter eşsiz yüzünü.''

Shakespeare' in okudukça düşündürten Soneler' i halen çözümlenemeyen tartışmalı, cevaplardan çok sorularla dolu bir çalışmasıdır.
Soneleri okurken acaba, Ozan' ın söylevlerini mi Shakespeare' in özünden gelenleri kendinden olanları mı okuyorum ki diye düşünüyorsunuz. Büyük bir çoğunluğu 'Sarışın Genç' erkek. Şairin ona karşı duyduğu sevgiyi dile getirdiği, zamanla farklı olaylar, kıskançlık ama her şekilde süren sevgi. Güzelliğine, gençliğine övgü dolu mısralar. Zamanın güzelliği değiştirdiğini, acımasız ve durdurulamaz etkisini, şeylerin geçiciliğini çok kere okuyorsunuz mısralarda.
''Kimse karşı koyamaz Zamanın tırpanına.''
Sonraları 'Esmer Kadın'. Kendi kendine işkence dolu mısralar.
Gücü dört yüz yıldır süren şiir denemeleri; eşsiz 'Soneler'.

Yazarın biyografisi

Adı:
Talat Halman
Tam adı:
Talat Sait Halman
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Çevirmen, Akademisyen, Diplomat, Siyasetçi.
Doğum:
7 Temmuz 1931
Ölüm:
5 Aralık 2014
7 temmuz 1931 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1951 yılında Robert Kolej’i, 1954 yılında Amerika’da Colombia Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Ortadoğu Edebiyatları Bölümü’nü bitirdi. 1953-1960 yılları arasında aynı üniversitede Türkçe okutmanlığı yaptı. 1966’dan sonra Princeton ve New York Üniversiteleri’nde Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Temmuz 1971 tarihinde Kültür Bakanı oldu. Bakanlığının aralık 1971 tarihinde kaldırılması üzerine gene Amerika’ya eski görevine döndü. 1980-1982’de T.C.’nin ilk Kültür İşleri Büyük Elçisi olarak görev yaptı. 1984-1986’da Pennsylvania Üniversitesi’nde konuk profesördü. 1986’dan sonra New York Üniversitesi’nde görev yaptı. 1986’da Columbia Üniversitesi Halman’a ABD’nin en büyük çeviri ödüllerinden birini, 1987’de Boğaziçi Üniversitesi fahri doktorluk verdi. 1978 yılında Uluslararası Şiir Komitesi ve 1985 yılında Amerikan Şiir Akademisi üyesi oldu.

Şiirleri, eleştiri, makale ve çevirileri var. Amerikan sanat-edebiyat dergilerinde günümüz Türk şairleri üzerine tanıtmalar, değerlendirmeler yaptı. Bu incelemelerinin bir kısmı Türkçe dergilerde de yayınlandı. Antolojileri Dağlarca, Orhan Veli Kanık, Yunus Emre, Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Kemal Özer, Mevlana, Kanuni ve Sait Faik Abasıyanık’tan çevirdiği şiir ve hikaye kitapları Amerika’da yayınlandı.

Türkiye’de Faulkner’den hikaye, Shakespeare, Langston Hugnes ve Wallace Stevens’ten vb. şiir çevirileri basıldı.

ESERLERİ:
Eski Mısır Şiiri (1972) ve Eski Uygarlıkların Şiirleri (1974), Yaşayan Amerikalı Şairler (1992), Amerikalı Kadın Şairler (1992) adlı çeviri derlemeleri vardır. 

Kendi şiirlerini Can Kulağı (1968), Bin Bir (özdeyiş şiirleri, 1976), Canevi (1980), Tuyuğlar (1981), Uzak Ağıt (1991) kitaplarında topladı. 
Shakespeare’in eserlerinden yola çıkarak Kahramanlar ve Soytarılar (1991) adlı oyunu yazdı; W.Shakespeare’nin Tüm Soneler’ini (1989) çevirdi.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 1.265 okur okudu.
  • 68 okur okuyor.
  • 865 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları