Talat Halman

Talat Halman

YazarDerleyenÇevirmen
8.6/10
854 Kişi
·
4.019
Okunma
·
21
Beğeni
·
1.807
Gösterim
Adı:
Talat Halman
Tam adı:
Talat Sait Halman
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Çevirmen, Akademisyen, Diplomat, Siyasetçi.
Doğum:
7 Temmuz 1931
Ölüm:
5 Aralık 2014
7 temmuz 1931 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1951 yılında Robert Kolej’i, 1954 yılında Amerika’da Colombia Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Ortadoğu Edebiyatları Bölümü’nü bitirdi. 1953-1960 yılları arasında aynı üniversitede Türkçe okutmanlığı yaptı. 1966’dan sonra Princeton ve New York Üniversiteleri’nde Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Temmuz 1971 tarihinde Kültür Bakanı oldu. Bakanlığının aralık 1971 tarihinde kaldırılması üzerine gene Amerika’ya eski görevine döndü. 1980-1982’de T.C.’nin ilk Kültür İşleri Büyük Elçisi olarak görev yaptı. 1984-1986’da Pennsylvania Üniversitesi’nde konuk profesördü. 1986’dan sonra New York Üniversitesi’nde görev yaptı. 1986’da Columbia Üniversitesi Halman’a ABD’nin en büyük çeviri ödüllerinden birini, 1987’de Boğaziçi Üniversitesi fahri doktorluk verdi. 1978 yılında Uluslararası Şiir Komitesi ve 1985 yılında Amerikan Şiir Akademisi üyesi oldu.

Şiirleri, eleştiri, makale ve çevirileri var. Amerikan sanat-edebiyat dergilerinde günümüz Türk şairleri üzerine tanıtmalar, değerlendirmeler yaptı. Bu incelemelerinin bir kısmı Türkçe dergilerde de yayınlandı. Antolojileri Dağlarca, Orhan Veli Kanık, Yunus Emre, Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Kemal Özer, Mevlana, Kanuni ve Sait Faik Abasıyanık’tan çevirdiği şiir ve hikaye kitapları Amerika’da yayınlandı.

Türkiye’de Faulkner’den hikaye, Shakespeare, Langston Hugnes ve Wallace Stevens’ten vb. şiir çevirileri basıldı.

ESERLERİ:
Eski Mısır Şiiri (1972) ve Eski Uygarlıkların Şiirleri (1974), Yaşayan Amerikalı Şairler (1992), Amerikalı Kadın Şairler (1992) adlı çeviri derlemeleri vardır. 

Kendi şiirlerini Can Kulağı (1968), Bin Bir (özdeyiş şiirleri, 1976), Canevi (1980), Tuyuğlar (1981), Uzak Ağıt (1991) kitaplarında topladı. 
Shakespeare’in eserlerinden yola çıkarak Kahramanlar ve Soytarılar (1991) adlı oyunu yazdı; W.Shakespeare’nin Tüm Soneler’ini (1989) çevirdi.
Shakespeare çağında ve sonraki yüzyıllarda, hatta günümüzde bile, insanlar başlarına gelen belâların suçunu alınyazısına, yıldızlara, bahta yükleyip durmuşlardır.
Talat Halman
Sayfa 57 - e-kitap yayınevi
158 syf.
·1 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Bu incelemeyi sizin yorumlarınız yazdı.

Daha önceden hiç yapmadığım bir şekilde bu incelemede sizle bir şans oyunu oynamak istedim. Tek yapmanız gereken 1 ile 154 arasında bir sayı söylemekti ve siz de söylediğiniz sayılarda bulunan soneyi sizi tanımasam bile sizin kişiliğinizle alakalı olacak şekilde yine sizin için incelememi sağladınız.

-----------------

Soneler aslında ilk olarak İtalya'da başlıyor ama daha sonrasında bu akım İngiltere'ye falan da sıçrıyor. Mesela İtalyan Edebiyatı'ndan Petrarca ve Latin Edebiyatı'ndan da Ovidius okursanız, Shakespeare'in Soneler'inde kişileştirilen duyguları ve tezatlıklarla yakalanan Petrarcavari satırları daha iyi anlarsınız. Shakespeare bu Soneler'in çok büyük bir kısmını bir erkeğe yazıyor gibi görünse de bunu farklı bir amaçla yapmış da olabilir. Diğer geriye kalan kısmını da esmer bir kadına yazmış mesela. Az çapkın değilmiş bu Shakespeare. İncelemenin bu kısmını en azından bir bilgi bulunması ve inceleme kriterini karşılamak için yazdım, şimdi yorumlara geçip insanlar için yazdığım yorumları okuyabilirsin.
158 syf.
·19 günde·10/10 puan
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmayan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için." der Shakespeare "Korkuyor" adlı şiirinde. Ben de korkuyorum Shakespeare, senin bu güzel sonelerine hakkını verecek inceleme yazamamaktan. Kitabı resmen gıdım gıdım okudum, bitmesin diye. Ben sevdiğim kitaplara -özellikle de şiir türü kitaplara- hep böyle davranıyorum. Sen ne kadar güzel, ne kadar büyülü, ne kadar yürekten duygu yüklü yazmışın ki böyle yüreğime dokundun be Shakespeare..

154 sone... Denebilir ki, İngilizcenin en ünlü şiir dizisi. İlk kez 1609 yılında topluca basılmış, dünya edebiyatının en güzel örnekleri arasında yer alan bu şiirlerde neler yok ki? Sevgi, kuşku, özlem, ihanet, kıskançlık, umut, hayal kırıklığı, karamsarlık, suç ve günah, sevgili önünde benliğin değersizliği, sevgi uğrunda her acıya katlanma, ölüm... Her duyguyu böylece içimize işletip, ne güzel bir eser sundun bize.
İncelememe "Korkuyor" şiiriyle başlamamın sebebi şudur: Shakespeare korkmuyor. Sevmekten de, kaybetmekten de, duygularını ifade etmekten de korkmuyor. Öyle ki soneler bir anahtardır, Shakespeare bu anahtarla gönlümüzün kilidini açmıştır.

Ben biraz sonelerin biçim ve özelliklerine değinmek istiyorum. Sone, ilkin İtalyan yazınında görülen, klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış, bizim Türk şiirinde az görülen 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Shakespeare ise İtalyan sonesinden biçim bakımından değişik olan İngiliz sonesini kullanmıştır. İngiliz sonesi, üç dörtlükle bir beyitten meydana gelir. Shakespeare ise İngiliz sonesinden yola çıkarak; birinci dörtlükte konuyu sunar, ikinci dörtlükte konuyu genişletir, üçüncü dörtlükte geliştirip doruk noktasına çıkarır, son iki satırda ise bizlere şiirin özünü ve özetini verir.

Peki, bu sonelerin konusu nedir? Yukarıda belirttiğim gibi genel konu sevgidir, öyküsü ise bir sevgi serüveni. Zannımca bu öyküde dört kişi var: Ozan( Shakespeare'in kendisi olduğunu düşünüyorum), sarışın erkek sevgili, esmer kadın ve rakip ozan.
Shakespeare 154 sonesinin ilk 126'sını güzel, sarışın ve soylu bir gence yazmıştır. Bu güzel satırlar aslında güzel bir kadına bahşedilmiş gibi dursa da, gerçeğin öyle olmadığını görüyoruz. Ama ben şiirlerin kime yazıldığını veya gerçek kimliğini değil de, sonelerin şiirsel kimliğini göz önünde tutmamızın daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Shakespeare ile sevdikleri arasındaki ilintileri estetik olarak yorumlayacak olursak; belki de sarışın genci ideal güzelliğin simgesi olarak görüp öyle yaratmıştır. Peki Shakespeare hep ideal güzelliği mi övmüştür? Tabi ki hayır. 126. Sonesinden itibaren şiirler esmer bir kadına yazılır. Öyle ki, ideal güzellik anlayışını yerle bir eder, kusurlarına rağmen esmer kadını dünyanın en güzel kadını ilan eder. Hatta esmer oluşundan dolayı öyle güzel bulur ki bir sonesinde şöyle dile getirir:
"Güzel ancak karadır" diye yemin ederim,
Senin renginden yoksun olan çirkindir derim."

Ve bir diğer kişimiz rakip ozan. Rakip ozanın göze girmesiyle, bizim ozan bitap düşer, çaresiz kalır. Onu da şu sözleriyle dile getirir:
"Gel gör ki cömert yüzün gülmüş öbür ozana,
Güçsüz kalmış şiirim, konu kalmamış bana."

Biliyorum, fazlaca uzattım ama 154 sayfalık bir kitabı tam 168 alıntı paylaşarak kapatıyorsam, siz anlayın nasıl çok sevdiğimi. Benim gönlümü fetheden bu kitabı tabi ki sizlere de tavsiye ederek incelememi bitiriyorum. Sevgi ile kalın!
158 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Muhteşem muhteşem muhteşem... Bu kitabı tasvir edebilecek sözcükler yok bende. Geçen yıl 1 tane sonesini görmüştüm internette bayılmıştım tamamını okumak şimdi kısmet oldu. Bu kitabı bi okuyun derim ya özellikle şu piyasada dolaşan aşk kitaplarıyla arasındaki farkı anlarsınız.. Sakın ola ki kıyaslamayın ama kıyaslanabilecek ayarda değiller.. Şiddetle tavsiye ediyorum. Hem akıcı bir dili var hem de böyle kendine bağlıyor resmen. O zaman sevdiğim bir sözüyle kapatmak istiyorum. "Sen ancak görenleri seversin bense körüm." Yani yazacak pek bir şey yok bu sözünden sonra.
Bu kitabı çevirmek de ayrı bi hüner gerektirir. Bunun için de TALÂT SAİT HALMAN'a sonsuz teşekkürler. Böyle bir eseri dilimize çevirip bize kazandırdığı için..
Keyifli okumalar..:)
180 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Yahu Shakespeare, bir insan nasıl olur da bu kadar derin yazabilir bir sevdayı ben anlayamıyorum. Üstelik başka biri söylese ‘sapık’ olarak yargılanacağı şeyleri o cümlelerle o naiflikle nasıl anlattın sen, şaşırdım kaldım doğrusu. Demek ki hayatı algılayışımız kelimelerin bizi yönlendirmesi ile oluşuyor. “Senden çocuğum olsun istiyorum, gözleri senin gibi baksın” dediğinde biri ne kadar ‘kroca’ olduğunu düşünürüz belki ama
“Ne yap yap, kurban gitme kışın zalim eline:
Özün arıtılmadan, yaz’ı almasın senden;
Bir şişeye bal akıt, bir yere bir hazine
Sun güzel hazinenden, kendin sona ermeden.
Bu iş haram değildir, tefecilik de değil:
Sevinç verir gönüllü borç ödeyenlerine–
Görevin bir başka “sen” yaratmaktır, bunu bil;
İşte on kat mutluluk: on gelir bir yerine.
On kat büyük bir görkem doğar gür benliğinden
Ortaya senin eşin on tane sen çıkar da,
Ölüm, eli böğründe kalırdı göçünce sen–
Bırakırdı, yaşardın gelecek kuşaklarda.” Diyince çok romantik geliyormuş demek ki. Gerçekten çok şaşırttı bu durum beni. Hatta bir ara tüm kitap boyunca işleyeceği konunun bu olacağını bile düşünmüştüm. Fakat ilerledikçe daha da şaşırdım çünkü öyle farklı konulara değiniyor ki bazı dizeleri tekrar tekrar okudum emin olabilmek için. Öyle incelikli bir dil, öyle bir lezzet bırakıyor damakta. Muhteşem, bayıldım doğrusu. Tabii çevirmenin de payı çok büyük. Ben Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından “Elbette önemli olan, çeviri yöntemi, biçim, vezin ve uyaktan öte, soneleri hem asıl anlamlarına bağlı kalarak, hem de Türkçeye tamamıyla yatkın olarak taze şiirler gibi aktarıp yaratmaktır. Çevirilerim bunu başarabildiyse görevimi doğru dürüst yaptım diye sevineceğim” diyen Talât Sait Halman’ın çevirisi ile okudum. Ayrıca kitaba eklediği önsözde de Sonelerin anlaşılması açısından çok önemli detaylara değinmiş ve oldukça bilgilendirici açıklamalar yapmış.

Şiir konusunda gönlümü fethettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Muhteşem bir duygu yoğunluğu ve özgünlük var. Çok sevdim.
195 syf.
·30 günde·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Shakespeare'i tanımak ve onun yazdığı ilk yazıları okumak mı istiyorsun? O zaman Aşk ve Anlatı Şiirleri'nden başlamak senin için iyi ve isabetli bir başlangıç olabilir.

1593 yılındaki Venüs ve Adonis, 1594 yılındaki Lükres'in İğfali, 1601 yılındaki Anka ile Kumru ve 1609 yılındaki Bir Aşıkın Yakınması eserlerini içeren bu kitap, Shakespeare'in esas Shakespeare olmadan önceki zamanlarında hangi antik metinlerden etkilenip onları kendi Shakespeare yolculuğu için nasıl kullanacağı konusunda spoilerlar da veriyor aslında bize.

Venüs ile Adonis eserinde aslında Shakespeare'in antik metinlerden nasıl beslendiğini görebileceğimiz gibi ileriki oyunlarında kullanacağı Homeros ve Ovidius esinlenmelerini de nasıl yapabileceğinin sınırlarını görebilirsiniz.

Lükres'in İğfali eserinde Tarquinius karakterini gördüğünüz zaman belki ilerideki bir Othello karakterinin parçasını, Titus Andronicus kitabının oluşumunu da görebilirsiniz rahatlıkla. Cinsellik ve kıskançlığın aynı potada eritilmesi Shakespeare'in erken dönem eserlerinden olgunluk dönem eserlerine kadar pek çok oyununa etki etmiştir zira.

Yazarın edebiyat hayatındaki başlangıç eserleri olduğu için ve bunları da 29-30 yaşlarında yazdığı için edebi toyluğu olduğu aşikar ama insanın o yaşlarda bile böyle metinler yazabilmesi muhteşem bence.

Eğer Shakespeare’e bir yerden başlamak istiyorsan Aşk ve Anlatı Şiirleri, Veronalı İki Soylu Delikanlı, Hırçın Kız, Titus Andronicus, Yanlışlıklar Komedyası ve Güller Savaşı’nı konu alan 7 tarihi oyununu okuyarak başlayabilirsin.
158 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Soneler bir anahtardır, Shakespeare bu anahtar ile gönlümüzün kilidini açıp bizleri doruklara ulaştırır.
154 tane Sone ile Shakespeare dramatik değil, lirik ses egemenliği kullanarak bizlere; sevgi, kuşku, ihanet, umut, karamsarlık, özlem, kıskançlık, hayal kırıklığı, suç, günah vb. çoğu derin duyguları, güçlü heyecanları, acıları ve sevinçleri anlatır.
Bütün konulardan bir nebze olsun içime işlemeyi başardığını ve içtenlikle etkilediğini belirtmeden geçmek istemem.
Çift taraflı olarak kaleme alınan Soneler'in bir tarafında ingilizce, diğer tarafında türkçe şiirler mevcuttur.
Bizim Türk şiirlerinde az görülen 14 dizeden oluşan ve İngiliz sonesinden yola çıkarak birinci dörtlükte bizlere konuyu sunuyor, ikinci dörtlükte konuyu genişletiyor, üçüncü dörtlükte ise geliştirip doruk noktasına çıkarıyor.
Son iki satırında ise bizlere şiirin özünü ve özetini aktarır.
Shakespeare dizelerinde samimiyet ve gösterişli olmayı başarabilen bir doğallık yansıtıyor.
Soneler için İngilizce'nin en ünlü şiir dizisi olduğu bilgisine ulaşırken Shakespeare anlamak için oldukça sık şiirlerine başvurduklarına dair internetten yazılar okudum.
Soneler'i okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
158 syf.
·Puan vermedi
Yüzlerce yıldır en çok konuşulan, tartışılan aşk hikâyesi... Aşkla onore edilmiş bu kahramanlar kimler, soneler gerçekten Shakespeare'ye mi ait, başka birilerinin yazdığı soneler de var mı, gerçek mi yoksa kurmaca mı, tanrının kadın yüzü verdiği delikanlı ya da siyah saçlı kadın kim?... Bir sürü soru ile içinde kayboluyoruz sonelerin...
Aşk, tutku, af, hıyanet, acı, sevgi... Her duyguya uygun sone yazmış büyük şair... Dolayısı ile her okuyan kendisinden bir parça buluyor. İyi bir çevirisini bulduğunuz halde müptelası olacağınız, okumayanın çok eksik olacağını düşündüğüm bir eser.
Kitapla kalın...
160 syf.
·3 günde·10/10 puan
=Dört=

Eğer William Faulkner'ın Duman adlı eseri Türkçeye çevrilmeseydi belki de İnce Memed'i okuyamayacaktık.

Duman'ın önsözünde Talât Sait Halman kitabın yayımlanma sürecinden bahsederken 1968'de Uluslararası Şiir Forumu'nda Yaşar Kemal'le tanışmasını anlatıyor: Yaşar Kemal şaşırarak, "Sen Talât Halman, ha? Duman. Baba Faulkner" diyor tanıştıkları an.

Yaşar Kemal 1976'da New York'ta düzenlenen "Ortadoğu Yazınında Toplum" adlı sempozyumda "Biz Türk yazarları için bir Faulkner, bir Nazım Hikmet kadar önemlidir. Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki William Faulkner'a borcum büyüktür" diyor.

Duman 1952 ekim ayında yayımlandı. İnce Memed'se 1955'te basıldı, ama önce Cumhuriyet gazetesinde 1953-54 yılları arasında tefrika edildi.

Duman, Türkçeye ilk çevrilen Faulkner eseri. 1952 yılında Yaşar Nabi, Halman'dan Duman'ı çevirmesini istiyor. Peki neden önemli, büyük romanları değil de Duman? Yaşar Nabi öncelikle rahat okunabilmesini istiyor yazarın, geri kalanların daha sonra basılabileceğini söylüyor.

Halman, Duman'ın çevrilme sürecini anlatırken bir çok bilgi veriyor bize: Faulkner'ın önemli eserlerinden alıntılar ve parçaların yer aldığı ilk eser 1963 yılında yayımlanan "William Faulkner: Hayatı, Sanatı, Eserleri" adlı kitap. Burada Halman, Ses ve Öfke'den (Ses ve Gazap olarak çevrilmiş ismi ilk önce), Döşeğimde Ölürken ve Ağustos Işığı adlı eserlerinden birer bölüm çevirmiş.

Duman normalde altı öyküden oluşan bir kitap. Yaşar Nabi uzun olması sebebiyle kitaba adını da veren Knight's Gambit adlı öyküyü kitaba dahil etmemiş. Bu öykü dışındaki beş öykü de farklı senelerde çeşitli dergilerde yayımlanmış. Yaşar Nabi'nin öykünün çevrilmemesini isteme sebebi sekiz formayı geçmesin düşüncesi. Cep Kitapları dizisi için düşünülmüş.

Bu bilgilerin tamamı kitabın önsözünde yer alıyor.

Duman'la ilgili internette bilgi bulmak biraz zor diyebiliriz. 1932 - 1949 yılları arasında yayımlanan 6 öykünün kitaplaştırılmış hâli olan Duman adını da ilk öyküden alıyor.

Faulkner'la ilgili olarak ilk modernist yazarlardan birisi olmanın getirdiği bütün özelliklerin burada arka plânda kaldığını ve bu özelliğin belki bütün olmasa da bir çok hikâyesi için geçerli olabildiğini okudum: modernist yazarlar uygarlık nosyonunun çökmesi, buhranlar, ekonomik parçalanmalar, kapitalist menfaat ve gücün artışı ve herşeyin bu güce boyun eğdirilmesi karşısında dağınık, kopuk, karmaşık zihin sıçramaları, uğultu, ve susmak bilmeyen zihin sesleri arasında kaleme alıyordu eserleri; başı ortası sonu olan eserlerin yerine başı ortası sonu birbirine karışabilen eserlerle okuması ve takibi zor ve gayret talep eden eserler ortaya koyuyordu. Faulkner'da ABD'de iç savaşın sonuçları, soylu ve aristokrat güney ve onun bütün köhnemiş değerlerinin (özellikle ırkçılık) yaşadığı büyük sarsıntının romanlarında ifade edildiği söyleniyor, ve Döşeğimde Ölürken adlı romanı da ölenin sadece kitaptaki anne karakterinin değil, güneyin de ölümü oluyordu belki de.

Duman'ın en önemli özelliklerinden birincisi kitabın Ayı ya da Döşeğimde Ölürken adlı kitaplarda gördüğümüz üslûbu kullanmaması. Halman'ın çok güzel, ahenkli çevirisi okumamızı kesinlikle zengin bir hâle getiriyor. Bununla beraber bu zenginliği biraz da öykülerin anlatımındaki klasik kronolojik akışa borçluyuz.

Kitaptaki beş (gerçekte altı) öyküde de baş karakterimiz Gavin Stevens. Derdi insanlar ve adalet (İnce Memed gibi) olan Stevens, aslında hukuk ve adalet konulu dedektiflik öyküleri olarak okuyabileceğimiz bu anlatılarda kararlı, akıllı ve güçlü bir imaj çiziyor. Mekânımız elbette Yoknapatawpha. Ve Jefferson'dayız- yani Döşeğimde Ölürken'de Addie'nin gömülmeyi vasiyet ettiği baba ocağının olduğu şehir- orası, yani on günlük yolculuğun sonunda tabuttan cesedinin kokusu bütün şehri kuşattığı şehir-. Stevens her biri ölümle sonuçlanan beş olayda suçun ve suçlunun aslını ortaya çıkarıyor. Bütün öykülerde önsözde "büyük üslûpçu" olarak anılan yazarın kaleminin gücünü gerçekten de hissediyoruz: telaşsız, karakterleri derinlemesine çizme ve anlatma derdi taşıyan ve bunu ait olduğu hayâli ama yine de gerçek toprakların sarsıntılarla sarsılmış değerlerini taşıyarak göstermeye çalışan bir kalem görüyoruz. Suçlular oralılar, oradanlar ve oraya aitler. Stevens onları gözlemlerken, gerçek suçluyu veya suçu çözerken insanlara ve adalete bakıyor, usul usul.

Duman'la ilgili bulabildiğim tek ciddi inceleme yazısı eseri oldukça eleştiriyordu, ancak bu insanların eleştirileri yazarın bütün romanları, edebiyat dünyası, yaratma gücü ve çemberi düşünülerek nesnel bir bilgiye en yakın noktalarda durarak ortaya konmuş eleştirileri. Bence Faulkner okumaya yeni başlayan birisinin okumaktan keyif alabileceği, oldukça rahat bir şekilde okuyabileceği bir eser bu. Yazarın kaleminin gücünü daha iyi hissedebileceğimiz eserlerine doğru ağır ağır çıkmak en güzeli.

İşte bu sebeple, Faulkner'ı tanımayı düşünen herkese öncelikle bu eseri öneriyorum.
195 syf.
·2 günde·9/10 puan
Kitapta birçok şiir bulunuyor (genelde şehvet konulu). Ben de kitaptaki bazı şiirlerin incelemelerini teker teker yapacağım. Tabii bazı yerlerde çeşitli kaynaklardan yararlandım, onları da belirteceğim:

Venüs ile Adonis:
Kaynaklar:
8. yüzyıl. Shakespeare muhtemelen Romalı şair Ovidius'un Dönüşümler 1-15 adlı eserinin 10. kitabı'nın Latince orijinalinden faydalanmıştır.
Ovidius öyküyü sadece 75 dizede anlatırken, Shakespeare 1194 dizeye genişletir. Orijinal öykünün hem karakterlerini hem de olaylarını değiştirir. Ovidius'un versiyonunda genç Adonis Venüs'ün aşkına yanıt verirken, Shakespeare Adonis'i tanrıçanın şehvetli girişimlerinden utanan mahcup bir delikanlıya dönüştürür. Adonis'in atının bir kısrağı görüp onun peşinden ormana kaçtığı ve böylece Adonis'in Venüs'ün elinden kurtulma çabalarını boşa çıkardığı bölüm, en önemli eklemedir.
Şiirde Arthur Golding'in İngilizceye kazandırdığı Dönüşümler 1-15 çevirisinden de faydalanmıştır. (1565-67)

Şiir ilk olarak 1593 yılında basılmıştır. O yıl ve ertesi yılın büyük bölümünde Londra'nın tiyatroları veba salgını yüzünden kapalı kalmıştır. Tanınmış oyun yazarı olan Shakespeare, şiiri yazacak vakti muhtemelen bu sayede bulmuştur. Şiir Londra'nın önde gelen matbaacılardan biri olan Richard Barnfield tarafından yayınlanmıştır. Kitabın önsözünün başında da zaten Barnfield'ın sözünü görüyoruz:
''Sen damarlarından bal süzülen o Shakespeare'sin;
Övülürsün, çünkü sen dünyaya zevk verirsin.''
(1598)

Şiir, yakışıklı ölümlü genç Adonis'e kur yapan ve onu baştan çıkarmaya çalışan aşk tanrıçası Venüs'ün (Diğer adıyla Aphrodite) mitolojik öyküsünü yeniden anlatır. Shakespeare açılış dizelerinden temayı açıklar:
''Erguvan rengi yüzüyle güneş artık ayrılırken
Ağlayıp duran sabahtan, son veda edişiydi bu,
Gül yanaklı Adonis avına doğru koştu hemen;
Ava âşıksa da, aşkı küçümseyip gülüyordu.''
(s. 3)

Ben, sizi farklı bir yöne çekeceğim. Adonis, Venüs'e dokunmak istemiyor, fakat Venüs onu zorla öpüp, kokluyor. Zaten şu resimde de görüyoruz ''Ya Venüs bi' sal beni ya,'' bakışı attığını:
https://hizliresim.com/m4HwAP
(Venüs ile Adonis resmi, kimin yaptığı bilinmiyor.)

Benim için Venüs de, Adonis de bir ikon oldu artık. Dünyada birçok kez yapmak istemediğimiz şeye zorlanıyoruz, birçok kez de yapmak istemediğimiz şeyi yapıyoruz. Siyasi açıdan bir sürü
sorsalar vermek istemeyeceğimiz vergi var, daha birçok şey var... Sosyal açıdan bazen yanında olmak istemediğimiz insanların yanında oluyoruz, veya bazılarının konuşmalarına mecbur kalıyoruz. Psikolojik açıdan bazen biz hem Venüs, hem Adonis oluyoruz; kendimizin bile değinmek istemediği konulara değiniyoruz içimizde, kendi kendimizle tartışıyoruz, kızıyoruz kendimize. Buna birçok örnek verilebilir. Demek istediğim şu ki: Biz bazen Venüs (yani tahrik eden), bazen Adonis (tahrik edilen), bazen de her ikisi oluyoruz. Yani, bazen maddi açıdan Venüs veya Adonis oluyoruz, bazen de manevi açıdan.

Lükres'in İğfali:
Kaynaklar:
Venüs ile Adonis'in aksine bu defa konu mitolojik değil tarihseldir. Olaylar MÖ 509'da gerçekleşir ve Romalı tarihçi Livy tarafından MÖ 27-25 arasında yayınlanan Roma tarihindeki günümüze ulaşan ilk kayıtlardan beri yaygın olarak bilinir. Shakespeare görünüşe göre esasen Ovidius'un Fasti (I-VI) Roma Takvimi ve Festivaller adlı şiirindeki anlatımı baz almıştır. Ovidius'un bu eseri The Book of Days, or Chronicles adıyla İngilizceye çevrilmiştir. Shakespeare Romalı tarihçi Livy ve diğer kaynaklardan da yararlanmış görünür. Öykünün siyasi yönlerinden ziyade özel boyutuna odaklanır ve kısa bir anlatı materyalini uzun uzaduya işler.

Bu şiir de tıpkı Venüs ile Adonis şiiri gibi ilk yayınlandığı tarihten itibaren popüler olmuştur. Fakat Venüs ile Adonis şiirinin aksine bu şiir, daha ciddi bir üslupla yazılmıştır. Shakespeare hayattayken altı baskısı yapılmıştır ve 1665'e kadar buna üç baskı daha eklenmiştir.
1818'de İngiliz şair Samuel Taylor Colleridge, şiir hakkında şunları yazmıştır:
''Shakespeare'in çok sağlam, enerjik ve felsefi bir zihne sahip olduğunun güçlü bir kanıtını sunmuştur; bu olmadan da işini yapabilirdi, ama büyük bir dramatik şair olamazdı.''

Şiir, komutan arkadaşı Kollatin'in eşi Lükres'i arzulayan ve ona tecavüz eden romalı general Tarkvin'in klasik öyküsünü anlatıyor. Shakespeare açılış dizelerinde doğrudan eylemin içine sıçrıyor (Venüs ile Adonis'deki gibi):
''Kalleş arzunun azılı kanatlarını açarak,
Roma ordusundan, şehvet saçan Tarkvin çıktı yola,
Aydınlıksız alevini Kollatyum'a taşıyarak,
O ateş soluk korlarda gizli, pusudan kalkarak
Yalımlarıyla saracak Kollatin'in sevgilisi
Güzelliğine doyum olmayan Lükres'i''
(s. 57)

Ben, bu şiirde en çok Tarkvin'in kendi kendine konuştuğu uzun bölümü ve İlyada tablosunun ayrıntılı ve coşkulu bir şekilde anlatılmasını beğendim. Bu şiirde de Shakespeare'in dehasını sezebiliyoruz. Size, Tarkvin'in Lükres'e tecavüz yolunda kendi kendine söylediği şu sözleri sunmak istiyorum:
''Aradığımı bulursam ne olur sanki?
Bir rüya, bir nefes, gelgeç bir zevkin kof kabarcığı.
Bir hafta ağlayacaksam bir anlık sevinç nedir ki?
Sonsuzluğu kim satar almak için bir oyuncağı?
(s. 64)
Gerçekten de, bir kadın uğruna bu kadar ağlamaya, bu kadar çile çekmeye değmez. Hele sonsuzluğunu vermeye, hiç değmez. Takvin'in bu sözleri, üzerinde uzun uzun düşünülebilecek cinsten.

Anka ile Kumru:
Shakespeare'in ''Anka ile Kumru'' şiiri, 1601 yılında Robert Chester'ın Love's Martyr: or Rosalind's Complaint adlı kitabında yayınlanır.
Anka ile Kumru sevenin sevgiliye hitap ettiği ya da hitapta bulunduğu bir şiir değildir; birbirine aşk duya iki varlığın tek bir benlik oluşturmasının simgelerle anlatıldığı bir lirik betimlemedir. Orta Çağ'da Anka, İsa için sık sık kullanılar bir simgeydi. Kumrunun da dinsel ahlaka bağlı hiç evlenmemiş bir kadının timsali olduğunu düşünenler var. Hıristiyanlık inancına dayanan bu sembolizm Shakespeare'in şiirine yansımış olsa gerek.
Çağımızdaki bazı Shakespeare uzmanlarına göre Anka ile Kumru coşkulu bir aşkın manevi derinliğini ifade eden saf bir şiir olarak düşünülmelidir.
1924'te Shakespeare uzmanı Prof. John Middleton Murry şöyle yazmıştır:
''Bu şiir akıl yoluyla algılamanın üstünde ve ötesindedir. İnsan aşkının erişilebilecek en yükseğinin bundan daha şaşırtıcı bir ifadesi yoktur. Böyle bir şiirin çapraşık, mistik ve anlaşılmaz olması kaçınılmazdır.''
Önsözde Talat Halman (Allah rahmet eylesin. Böyle değerli bir çeviri sunduğu için minnettarız ona.) diyor ki:
''Bence yoğunluğu ve yalınlığı, berraklık ve giz dolu, simetrik ve huzurlu bir söyleyişle ''Anka ile Kumru'' doğa tarafından birleştirilen seven ve sevilenin serüvenini evrensel mistik ruhla anlatan olağanüstü bir şiir...''

Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.

KAYNAKÇA:
1- Shakespeare Kitabı
2- Aşk ve Anlatı Şiirleri Önsöz, Talat Halman

Yazarın biyografisi

Adı:
Talat Halman
Tam adı:
Talat Sait Halman
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Çevirmen, Akademisyen, Diplomat, Siyasetçi.
Doğum:
7 Temmuz 1931
Ölüm:
5 Aralık 2014
7 temmuz 1931 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1951 yılında Robert Kolej’i, 1954 yılında Amerika’da Colombia Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Ortadoğu Edebiyatları Bölümü’nü bitirdi. 1953-1960 yılları arasında aynı üniversitede Türkçe okutmanlığı yaptı. 1966’dan sonra Princeton ve New York Üniversiteleri’nde Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Temmuz 1971 tarihinde Kültür Bakanı oldu. Bakanlığının aralık 1971 tarihinde kaldırılması üzerine gene Amerika’ya eski görevine döndü. 1980-1982’de T.C.’nin ilk Kültür İşleri Büyük Elçisi olarak görev yaptı. 1984-1986’da Pennsylvania Üniversitesi’nde konuk profesördü. 1986’dan sonra New York Üniversitesi’nde görev yaptı. 1986’da Columbia Üniversitesi Halman’a ABD’nin en büyük çeviri ödüllerinden birini, 1987’de Boğaziçi Üniversitesi fahri doktorluk verdi. 1978 yılında Uluslararası Şiir Komitesi ve 1985 yılında Amerikan Şiir Akademisi üyesi oldu.

Şiirleri, eleştiri, makale ve çevirileri var. Amerikan sanat-edebiyat dergilerinde günümüz Türk şairleri üzerine tanıtmalar, değerlendirmeler yaptı. Bu incelemelerinin bir kısmı Türkçe dergilerde de yayınlandı. Antolojileri Dağlarca, Orhan Veli Kanık, Yunus Emre, Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Kemal Özer, Mevlana, Kanuni ve Sait Faik Abasıyanık’tan çevirdiği şiir ve hikaye kitapları Amerika’da yayınlandı.

Türkiye’de Faulkner’den hikaye, Shakespeare, Langston Hugnes ve Wallace Stevens’ten vb. şiir çevirileri basıldı.

ESERLERİ:
Eski Mısır Şiiri (1972) ve Eski Uygarlıkların Şiirleri (1974), Yaşayan Amerikalı Şairler (1992), Amerikalı Kadın Şairler (1992) adlı çeviri derlemeleri vardır. 

Kendi şiirlerini Can Kulağı (1968), Bin Bir (özdeyiş şiirleri, 1976), Canevi (1980), Tuyuğlar (1981), Uzak Ağıt (1991) kitaplarında topladı. 
Shakespeare’in eserlerinden yola çıkarak Kahramanlar ve Soytarılar (1991) adlı oyunu yazdı; W.Shakespeare’nin Tüm Soneler’ini (1989) çevirdi.

Yazar istatistikleri

  • 21 okur beğendi.
  • 4.019 okur okudu.
  • 222 okur okuyor.
  • 2.426 okur okuyacak.
  • 64 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları