"İlk adım yolun yarısı. Sonunda ilk adımı attım. Denize ‘suların toplamı’ dedim. İşaretledim onu, tanım koyarak sınırlandırdım. Bu sadece içime su serpmekle kalmadı yazının çerçevesini de çizdi. Bir taşla kuş avı. Denize ‘suların toplamı’ demekle iyi mi ettim?" diye sordu Burak Yasin Taş.
"Suların Toplamı" şimdi sitemizde yayında...
deruhtedergi.com/sularin-toplami
"Öncelikle kendimle kavga ediyorum, ömrüm boyunca da kavga edeceğim gibi. Zira bizler Attar’ın Hüthüt kuşlarıyız. Kavgamız kendi benimizle. Firakın gayyasında var oluş savaşı veriyoruz."
Yazarımız Yakuphan Güleç, Felsefe İle Okuma'nın kıymetinden bahsediyor.
Okumak isterseniz linke tıklamanız yeterli olacaktır;
deruhtedergi.com/felsefe-ile-okumak
"Otomatik Portakal kitabının yazarı Anthony Burgess’in yazarlık serüveni çok ilginçtir. Tümöre yakalanan ve bir yıl ömrü kaldığını öğrenen Burgess, bir yıl sonra karısını beş parasız ortada bırakacağı telaşı ve hüznüne de tümörle birlikte yakalanmıştır. Bu düşünce Burgess’i çılgına çevirir. Hemen bir çözüm bulması gerekmektedir. Burgess çözümü kitap yazmakta bulur. Yazar, yazar ve yazar. Aradan bir yıl geçmiştir. Fakat Anthony Burgess ölmemiştir. Çünkü doktorlar yanlış teşhis koymuşlardır. Bu trajikomik anı Anthony Burgess’in yazarlık hikâyesinin başlangıcıdır. Burgess’in yazarlık hikâyesinden bile bir roman çıkar.
Trajikomik bir şekilde yazmaya başlayan Anthony Burgess’in Otomatik Portakal kitabı distopya türünün hacim bakımından en kısa olanlarındandır. Kitabı sıkılmadan bir günde bitirebilirsiniz. Yolculuk sırasında distopyalardan bir dünya kurabilirsiniz.
Otomatik Portakal her türlü kuralı çiğneyen Alex ve arkadaşlarının hikâyesidir. Kitabın yazımı ve dili ‘nadsat’ adı verilen yakın geleceğin argosu olarak işlenmiştir. Bu bakımdan kötülüğün ve argonun uyumuyla kurgulanan bir distopya karşımıza çıkmaktadır."
Yakuphan Güleç, "Distopyalardan bir dünya kurulabilir mi?" diye soruyor ve bu sefer Antony Burgess'in Otomatik Portakal kitabını inceliyor bu sefer. Bakalım Yakuphan Güleç sorusuna yanıt bulabilmiş mi?
deruhtedergi.com/distopyalardan-...
"Bir prens daha doğdu, bir prenses annesinin kucağında. Bir prens sokakta top koşturuyor, bir prens saklambaçta aradığı prensese kavuşuyor, bir prenses tüm güzelliğiyle kaldırımlara mührünü basıyor. Bir prenses rüyasında huzurlu, bir prenses gözlerinde yıldızları misafir ediyor. Bir prens gezegenleri gezip dünyada sabit kalıyor, bir prenses bulutlar üstünde… Parkları dolduran prensler görüyorum salıncak sırasında, tahterevallide iki prenses denkliği sergiliyor ve balonlar hediye ediyor bir prensle prenses gökyüzüne… Uçurtmalar kuş oluyor bir prensin ellerinden, bir prensesin elinde gül; kendisine kokusunu vermiş gülün ve en çokta gülen prensler var prenseslerle yeryüzünde…
Evet, hepimiz prensiz ya da prenses. Küçük prensle kaç yaşında tanıştınız bilmiyorum, kaç yaşında gezdiniz gezegenleri, kaç yaşında kiminle karşılaştınız? Hayatınızdan hangi gül bahçelerini, bitkileri, hayvanları ve hatta insanları kaç yaşında görmezden geldiniz? Neyi evcilleştirip neye yabancılaştınız? Haklarınızın ve özgürlüklerinizin kavgasını sürdürürken hangi sorumluluklarınızın farkında kaç yaşında kalabildiniz? Dünyanın kaç yüzünü gördünüz ve kaç yüzü kaldı görmediğiniz? Mesela kaç yaşından beridir yıldızlara gülerek bakıyorsunuz? Kaç’la başlayan miktar sorularından vazgeçemeyip büyüklere benzediğim için özür dilerim. Böyle sorular sorabiliyorken çocukluktan nasıl bahsedebilirim şimdi? Yine de kalemime müsaade etmeliyim, susmayıp konuşmalıyım; 'Bir prens olmanın, prenses olarak kalabilmenin tek şartı, küçüklüğümüzü koruyabilmek olsa gerek, Küçük Prens’le tanıştığımızdan beri en azından' diyebilmeliyim."
Yasin Akteke, Antoine de Saint-Exupéry'nin kalbe dokunan kitabı Küçük Prens'ten hissesine düşenleri yazdı. Yazarımız Yasin Akteke'ye bizi de hisseyâb ettiği için, bir kalbimiz olduğunu