Evlenmeden önce ve sonra her insanın mutlaka okuması gerekir. Rehber niteliğinde bir kitap. Okurken hiç sıkılmıyor insan. İçine yer yer yaşanmış örnekler serpiştirilmiş, bu da üzerimizde yüksek tesir olusturuyor.
Tarihin yaşanmış ve bitmiş olaylar bütünü olmadığı düşüncesiyle bir kez daha karşı karşıya kaldığınızı hissettiren satırlarla hemhâl oluyorsunuz bu kitapta.
İnsan aynıdır aslında hangi zaman ve zeminde yaşamış olursa olsun, olumlu olumsuz her duyguyu bünyesinde barındırır. Biz hangilerini ön plâna çıkarıp beslersek bize hakim olanlar onlar olur ve bizi yönetirler. Bu yüzden "Beşer veya Âdem" olmak kişinin kendi inisiyatifine bağlıdır. Yorumumu da bu bakış açısıyla yazmaya başlıyorum.
Eserin baş karakterindeki baskın olan olumsuz duygular: Kin, ihtiras, intikam...
Bu duyguların, inançsızlık ve keskin zekâ ile bir araya gelmesi durumunda nasıl bir dehşetin orataya çıktığını tarihe damgasını vuran bu karakterde görüyoruz.
Evet İbn Sabbah, beslediği bu
duygulara ömrünün üçte birini harcayacak, bir batîni tarikatı kuracak ve fedai adını verdiği özel askerler yetiştirip akıllara durgunluk veren şeytani plânlarını bir bir uygulayarak Selçuklu İmparatorluğu'nun yıkılışında ve birçok yöneticinin de katledilmesinde önemli rol oynayacaktır.
Burada en can alıcı nokta şüphesiz fedailik. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp oluşturduğu sahte cennetle gençleri kandırmayı başarıyor Sabbah. İnanç sömürüsü çerçevesinde sistemin çarklarını döndürüyor..
21.yy da yaşayan bizlere bu yaşananlar garip gelmiyor biliyorum çünkü bu zihniyetin minvalinde daha geliştirilmiş yöntemlerle yapılmış sayısız örneklerini duyduk, gördük ve hâlâ daha görüyoruz. Ama Hasan ibn Sabbah o dönemin emsalsiziydi, günümüzde de kanımca bu tür oluşumlara ilham kaynağı oldu.
Son olarak, kitap çeviri olduğu için edebi tat alamadım, biraz yavan geldi bu yüzden. İçerik konusunda ise yazarın çok kapsamlı araştırma yaptığı çok açık.
Rivayetlerin çeşitliliğinden ötürü hikâyenin detaylarının gerçeklik
Kitabın bağrı birbirinden dramatik hikâyelerle dolu. Bazılarının yaşanmamış olmasını yeğledim. Yeğlemekle de kaldım. Bir tanesi de mutlu sonla bitmez mi deyip!!! Bitirdim...
Derdi derin olanın dili keskin olurmuş. Yazar toplumumuzun dini ve sosyal yaşantısındaki aksaklıkları, eksiklikleri ve yozlaşmayı dert edinmiş kendine, söyleyemediklerini önce içine derketmiş sonra sayfalara dercetmiş. Dili eleştirel. Eleştirilerinde yerden göğe kadar haklı da bence. Bir nevi derdini satırlara dökmüş.
Gazetecilik mesleği hasebiyle tanık olduğu ve son derece muzdarip olduğu konuları ele almış. Bir çırpıda yazılmış bir kitap değil yirmi yılın ürünü, aslında kitaplaştırma niyeti ile kaleme almamış. Zaman içerisinde belli aralıklarda yazdığı yazılardan ibaret.
En belirgin yönü yıllar geçtikçe yakındığı bazı durumların olumlu yönde değişimini dip notlar olarak düşmüş bu sayede yirmi yıllık zaman zarfında ülkemizde sosyal ve siyasal alanda nelerin değiştiği açıkça görülebiliyor.
Yazar aşkı gerçekten çok doğru tarif etmiş. Psikolog olması itibariyle yaşanmış vakalardan yola çıkarak sağlıklı tespitler yapmış. Kimsenin değinmediği arka plandaki ayrıntıları işlemiş. Ya da kimsenin görmek istemediği diyelim.Takdir ederek okudum.