Wells, romanı ağabeyi felsefeci Frank Wells’e ithaf ederek, “Bu kitap Onun düşüncesinin bir sunumu” diyerek başlamış. Mars’tan Dünya’yı istila etmeye gelen insandan üstün varlıklar romanın konusu. Mars, binlerce yıldır insanların ilgisini çeken, Güneş Sistemi’nde Dünya’ya en çok benzer özellikler taşıyan, içinde su ve yaşam içermesi en olası gezegen olarak görülüyor. Günümüzde birçok uzay aracı buraya keşif için gönderilmiş, oradan görüntüler almayı başarmıştır. Elon Musk ise burayı gelecekte kolonileştiren kişi olmak istiyor. Hedefi, insan taşıyan, yeniden kullanılabilir, süper ağır taşıyıcı roket yapmak. Bu gezegen ile günümüzde geldiğimiz son nokta bu durumda. Dünya’dan başka gezegende başka bir yaşam var mı sorusu hala kanıtlanamadı fakat romanlara, filmlere pek çok kez konu oldu. Mars, 1898’de Wells’e, birçok yazara ve filme ilham vermiş.
Kitapta istila sonucu yok olma tehlikesiyle karşılaşan insan manzarasıyla karşılaşıyoruz. Bizden başka canlıların türünü tehdit eden, kendinden olmayan insanı bile sürekli yok etmeyi, onların bulunduğu toprakları istila etmeyi planlayan insan, bu sefer başka bir gezegenden gelen kendinden üstün varlıklar tarafından yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kitapta ara ara bu sorgulamaları okurken düşünmeye de sevk ediyor. Bir yerde topçu eri ‘İnsanlığın yolun sonuna gelmiş olmasından memnun değil misin’ diye soruyor olayları anlatan kahramana, ‘ben memnunum, dize geldik, yenik düştük’ diye tamamlıyor cümlesini.
Dünya dışı varlıkların izlerini yıllardır bulmaya çalışıyoruz, bir gün onların Dünya’yı istila edeceği düşüncesi yüzyıllar geçse de hala canlılığını korumakta. Wells’in okuduğum diğer kitapları gibi bu kitabı da güncelliğini yitirmemiş, konusu hala ilgi çekici olmaya devam ediyor.