Derya CESUR

Derya CESUR
@deryacesur
Eğitimci
Yüksek Lisans
27 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Ev, battaniye, yün çorap… Ayaklarım soğuk, sanki çıplak. Belimde fıtık acısı, boynumda kara gün ağrısı. Hava karlı, diller bitap. Gece zifir, gün zehir, memleketim harap. Molozdan, tozdan, feryattan ve yakarıştan, ölü evlatların ellerini bırakmayan babalardan ve buzdan ve buzdan ve buzdan bir cehennem burası. Burası; memleketim, kıyamet operasından giriş şarkısı. Dünyanın en büyük kepçesi olmak istiyorum şimdi. Kocaman ağzımı açıp bütün betonları yutmak istiyorum. Ses olmak istiyorum, bir kulak ve el. Dar karanlıklara dalıp dokunmak istiyorum takatsiz, umudu yitmişlere.
Şiir
Reklam
Siz açın büyük çukurlarınızı! Kum, çakıl, su, sonsuz hayal, bir o kadar da dua karıştırın harca. Uzatın beton kollarını zebellanın yukarı, yukarı ve daha yukarı. İçinde erkenden çürüyecek çocuk sesleri olsun, Müstakbel ölülerin kıt kanaat umutları olsun sıvalarında. Siz, efendiler! Tuğla ağızlı taş göbekli canavarlarını olmaz yerlerde büyütenler! Giden gitti, konan uçtu, kalanların ateşi aynı çıradan tutuştu. Siz, sahte Azrailleri yeryüzünün! Şimdi gölgelere dönüşüp kaçın yine. Kaçıp yeni çukurlar açın. Biz bunu da unuturuz yarın. Derya Cesur #deprem #deryacesur
Şiir
Kalben
Bir avuç insan gerek bize; yalanı kârdan, yılanı yardan bilmemiş. Aşına tuz diye ballı riyalar ekmemiş, alnına kara karnına haram düşmemiş bir avuç insan… Her şey onlarla başlamalı. Zifir… Zifirden de kara elleri, ayakları ve çirkin ve aciz, balçıktan da batak dilleri, ocakları gömmeli Dünya’nın ortasına. Orada ne vardı bilmemek için unutma çiçekleri ekmeli gömütün toprağına. Bir avuç insan bulmalı seven, gülen, değer bilen. Gönüllerinden maya çalmalı yedi kıta, beş okyanusa. Sonra gökte kuş, denizde balık, kuşta gök,
Şiir
YIKILDIK EY HALKIM UNUTMA BİZİ
Çözülmemişti henüz gece. Sabaha üç beş vakit önce, dururken koca gök yerli yerinde derin bir nefes alır gibi kabardı göğsü toprağın. Uğultu, çatırtı, çığlık, çığlık, çığlık… Bağırdık, çok bağırdık. Yıkıldık ey halkım, unutma bizi. Koca karınlıydı cehaletin çukuru, ne yediyse doymadı. Hak yedi, emek yedi, Çocukların gülüşünü, annelerin şükrünü, dizlerin, omuzların, bileklerin gücünü yedi. Birdenbire değil, ağır ağır fokurdadı çukur. Ziftli bir balçık oldu, kabardı, taşıp yayıldı dört bir yana. Hırs vardı, kibir vardı harcında. Kendini hiç bilmeyen fakat hep önceleyen sığ bir idrak vardı mayasında. Kirli, dikenli, bozguncu ve yakıcı. Sessiz ve sinsiydi adımları. Dağıldı, sardı tüm kolonları. Boğdu bilimi, boğdu soran aklı. Esir aldı tüm renkleriyle sanatı.
Bu bir Nazım Hikmet Şiiri Değildir
Diyelim ki biz öldük, siz kaldınız. Diyelim ki kurudu ormanlar, nehirler, yuvalarında kuşlar. Diyelim ki ateş olup küller üfürdünüz memlekete. Baktınız, kalmamış yakacak tek bir ağaç, sönmeyen ocak, akacak tek damla gözyaşı. Sonra? Geçip ortasına ölümün düğün mü kuracaksınız? Diyelim ki kurdunuz, külden ağaçlar, uçmayan kuşlar, ağıtlar, bu ziftli yaslar sarmışken toprağı mutlu mu olacaksınız? Bize nasip bunca kalp ağrısından size tatlı huzurlar kalır mı dersiniz? Yazık! Davaya ibadet diye diye toprağına ihanet edensiniz. Lakin unutmaz toprak, göreceksiniz. Yakan, yıkan, bozan, ölüm saçan ellerinizden ayırmayın gözünüzü. Onlar boğacak sizi. Yavaş ve acı içinde kesilecek nefesiniz, henüz gelmeden eceliniz.
Şiir
Reklam