Tam 6 yıl önce edebiyat ödevim üzerine yolum Nazan Bekiroğlu'nun kalemiyle kesişmişti. O zamanlar 1000 Kitap kullanmıyordum. Zorunluluktan yaptığımız şeylerin birden en sevdiğimiz şeyler hâline gelebileceğini kim tahmin edebilir ki? O kadar sevmişim ki hâlâ seviyorum. Esere dair bir iki satır duygumu yazmak isteyip Twitter'a koşmuşum. Böyle ifade etmiştim okuduktan sonra aldığım doyumu:
Bu roman ile derin iki ayrı ırmağın herşeyi geride bırakarak tek bir ırmak haline gelmesine şahitlik ettim. Zehra ve Setterhan'ın hikâyesi benim kalbime dokundu. İlk defa okuduğum bir kitap bitmesin istedim. Sayfalarını okumaya kıyamadım. İyi ki ömrüme Nar Ağacı da sığmış.
"Aralarındaki aşka ve tezahürlerine baktıkça, sevgi denen şeyin İbrahim'in Rabbi tarafından gülüme bir huy, Hatice'ye de bir lütuf olarak verildiğini düşündüm. İnsanlığın o zamana kadar çektiği sancıların hep karşılıklı sevgisizlikten olduğuna bir kez daha inandım. Oysa sevgiyle kinler tebessüme durur, sevgiyle düşmanlar dost olurdu. Ağuların bal, ayrılıkların visal olması hep sevgidendi. Sevgi bir yuvada bereketin ve nezaketin adıydı."