#kitapyorumu
4/5 ️️️️
8/10 ️️️️️️️️
“Zaten seninleyim ve hayatın benim için biçilmiş kaftan,” dedi. “Sen bu halinle bana yetersin, Nathaniel Thorn. Daha fazlasını istemiyorum.”
Direkt konuya dalmak istiyorum. Kitabı sevdim. Sevdim sevmesine ama favorim olamadı. Şimdi size neden sevdiğimi ve neden favorim olamadığını heyecanla anlatmak isterim.
Kızımız Elisabeth doğduğunda Güneyrüzgârı krallığındaki Büyük Yazdüşü kütüphanesine bırakılıyor. Küçüklükten beri tüm hayatı kütüphanede geçen ve kitaplarla kimsenin kuramadığı gibi iletişim kuran Elisabeth’in hayatı bir gecede değişiyor. Nedenini bilmeden uykusundan uyanan Elisabeth, kütüphanenin müdiresinin öldürüldüğünü görüyor ve bunu yapan kara büyü kitabının peşine düşüyor. Bu arada kitaplar canlı, seviyesine göre hepsinin kendine göre özellikleri var diyebilirim. Kitabın eeen sevdiğim kısımlarından biri buydu. Kitabın daha fazla dehşet saçmasını engelleyen Elisabeth bir anda suçlu gibi gösteriliyor ve Sihirzadeler tarafından yargılanmak üzere götürülmesine karar veriliyor. Sihirzadeler elbette büyü yapan kişiler. Pek çoğu soylu ve zengin. Onu yargılanmak üzere götürecek kişi kitabın ilk sayfalarında karşılaştığı Nathaniel Thorn (oda bir Sihirzade) oluyor ve hikayemiz en basit anlatımımla böyle başlıyor.
Yaratılan dünya muazzam, Üç ana karakterden biri muazzam ve bana kalırsa potansiyeli inanılmaz olan bir kitap AMA iki karakterin pek bir karakter yapısı olmadığı için hayal ettiğim kadar kitaba yükselemedim. Sebepleri:
İlk olarak,
Elisabeth dünyayı büyük bir düşmandan kurtarmak istiyor. Halkı için bu uğurda canını vermeye hazır. Peki ya neden tam olarak? Düşmanı yok etmek için geçerli olan sebebi: Ben yaşamak istiyorum olsaydı inanın içime su serpilecekti. Fakat ufacık bile olsa sevgisini hissetmediğim halkına karşı olan