Kitap hakkında düşüncelerimi dile getirmek için çok yazdım çok sildim. Kitap bittikten sonra sıcağı sıcağına yazmak istedim ama bir türlü yapamadım, bekledim durdum. Sebebi ise herkesin çok çarpıcı bulduğu bu kurguyu heyecanla okumama rağmen sonunda “Bu muydu yani?” gibi bir düşünceye kapılmış olmam. Evet, kitap bende “Vayy bee” etkisi yaratmadı. Belki iki üç sene önce okumuş olsam bu etkiyi pekâlâ oluşturabilirdi. Kitapta Ahmet arslan'ın hayatına podima'daki cinayeti araştırmak için bir gazeteci “Meraklı” bir kız uğruyor. Meraklı kelimesini yazardan da sıkça okuyacaksınız zaten.
Ahmet Arslan adeta bir hikayeci. Aslında bir cinayet üzerinden kurgulanan kitap, psikolojik derinliği olan bir kitap. Ahmet arslan'ın hikayelerinin sürükleyici olmasından, yazarın dilinin su gibi akmasından kaynaklı okur kitaba adeta kitleniyor. Ve okurken, Livaneli'nin sürekli okuyucuyunun katili bulma konusunda, mehmet'in hikâyesi hakkında merakını kamçılaması da kitabı okutturuyor. Bunu da o gazeteci kız üzerinden yapıyor haliyle.
Kabul etmeliyim ki, gazeteci kızın hikayeyi dinlemek istemediği yerlerde ben sinirlendim. Bırak da aksın hikaye be kızım!
Ama o kadar merak ettiğim için kitabın sonuna dair türlü türlü senaryolar ürettim ve haliyle beklentiye girdim. Bu beklenti merakla birlikte yükseldikçe yükseldi ve sonunda da yere çakıldı. Hele kitabın sonundaki katili bulmak için yapılan metin bulmacası tam bir fiyaskoydu.
Zaten sürekli merak etmemden kaynaklı aslında bir tahminim tutmuştu. Yine de katili tahmin edememiştim en azından orada biraz şaşırdım. Herkesin aslında katili tahmin edip diğer büyük sürprizi bulamamasından kaynaklanan ters köşe beni maalesef etkisi altına alamadı.
Ayrıca, mekân tasvirlerinin ve bilgi verme konusunda yazarı bu kurgu için eksik buldum. Müthiş bir kurguydu,
Çünkü insan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş
ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor.