• İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.📚🌼
  • "Eine allerliebste Geschichte!"
    Yani diyor ki "Enfes bir hikaye!"

    Kitap okuyoruz hepimiz değil mi? Roman, öykü, felsefe, biyografi... Farklı farklı türlerde okuyoruz ama kaçımız "okuma" üzerine düşündü? Bölüm değiştirmemin ve sosyolojiye geçmemin ardından bazı şeyleri fark etmeye başladım. Çok ama çok yetersizdim! Yani sizi bilemem ama ben yetersiz olmayı hiç sevmiyorum. Kitap okumamın bir nedeni de bu zaten. Yazılmış bütün kitapları okumak ve her şeyi bilmek istiyorum (Aramızda kalsın :D )

    Okulumda da hocalarla beraber "Kitap Çözümlemesi" yapmaya başladık. Hocam bana şey dedi: "Ömer,kitaplığındaki kitapların çok kaliteli ama biraz da bölüme yönelik okumaya başlamalısın." Tamam dedim yani o kadar sosyoloji kitabım yok kabul ediyorum. Sonra işte biz her hafta bi' kitap okuyup onun hakkında konuşmaya başladık. Benim gibi siz de "Kitap Buluşması" sandınız değil mi?

    Kitap buluşması değil "çözümleme"olması açıklıyor aslında. Okuma üzerine düşündünüz mü diye sorma nedenim buydu. Yıllarca kitap okuyabilir bi' insan ve ne kadar çok okuduğuna önem verebilir. Ki bugüne kadar ben de ne kadar çok okuduysam o kadar mutlu oldum. Ama "okuma" demek çok farklıymış. Kitabı alıp önüne okuyunca saatlerce, o okuma olmuyormuş... Eline kağıdı kalemi alıp okumalıymışsın, saatlerce düşünmeli ve de kitap ne kadar kısa olursa olsun içinden ne kadar çok bilgi koparabildiğine bakmalıymışsın.

    Nicelik değil de nitelik önemli diyor ya buradaki bazı arkadaşlarımız. Neden dediklerini anladım şimdi. Kendi adıma konuşmam gerekirse bugüne kadar daha iyi okumaya çalıştım hep ama okumalarım hep "eksik" kaldı.
    800-900 sayfa kitapları bile okusam buraya hep duygularımı yazdım. İşte bana şöyle hissettirdi böyle sevindirdi gibi. Tabii üzme ve depresyona sokma kısmı aha çok oldu ama olsun :D

    Ama aslında önemli olan ne kadar çok okuduğun değilmiş, neler kapabildiğinmiş. Yani ben öyle bir şey gördüm ki 50 sayfalık bir kitap versek hocamıza, kaç sayfa yazı yazabilir kaç saat konuşabilir onun hakkında...

    Bu yüzden ben de (tabii bölümümde kendimi geliştirme amacıyla) da bundan sonra kitap okuması yapıp burada inceleme yazmak yerine "kitap çözümlemesi" yaparak kitaptan ne kadar çok felsefi ve sosyolojik bilgi çıkarırsam o kadar mutlu olacağım. Umarım bundan sonra yapmaya gayret göstereceğim bu tarz incelemelerim de sizlere bilgi katar.

    Amcanın Düşü uzun bir öykü. Ama en başta da dediğimiz gibi "Enfes bir hikaye!".
    16. sayfada Dostoyevski kitabını şu şekilde anlatıyor: "Anlatacaklarım, Marya Aleksandrovna ile evinin Mordasov'daki yükselişi, şöhreti ve dört başı mamur düşünüşünün ayrıntılı, dikkate değer hikayesidir."
    Ah Marya ah!

    Tolstoy şöyle bir söz söylemiş: "Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar:
    ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir."

    İşte Amcanın Düşü de bu şekilde başlıyor. Marya'mızın oturduğu şehre bir yabancı geliyor. O da Prens K, yani amca :D

    Amcamız kitabın kapağında da gözüktüğü gibi kendisine baya özen gösteren, her tarafı takma dolu birisi :D Saçları,bıyıkları, gözü bile... Tabii kendisi de zengin ve şehre geldiği anda Marya denilen kadın Prensi evinde ağırlamaya başlıyor. Sonra da yine kapaktan da anlaşılacağı gibi kızı ile evlenmesi için çaba gösteriyor.

    Şimdi size Felsefi ve Sosyolojik çözümlemeler sunacağım:

    FELSEFE:
    Dostoyevski yergi,taşlama yaptığı bu kitapta bi' taşra kasabasının insanlarının ahlakını anlatıyor. Tamam şehrinize bir yabancı geldi ve o zengin birisi de. Peki bu durumda yapacaklarınız nedir? Dedikoduyu çok seven bir halk var ve her şey hemen duyuluyor kasabada. Örneğin Marya kızını amcamız ile evlendirmeyi düşündüğü anda tüm insanlar bunu duymuş oluyor. Burada farklı bir şey görüyoruz aslında ya da Dostoyevski bunu ustaca bize gösteriyor. Kimse masum değil!

    Marya sinsilikler ve oyunlar yaparak amcayı sarhoş ediyor sonra da kızını karşısına çıkarıyor. Evlenmelerini sağlamak için binbir türlü oyun düzenliyor ve insanın kendi kendisini yargılaması bu noktada ortaya konuluyor.

    Ahlak kişisel midir? Sizi yargılayabilecek tek kişi aslında siz misinizdir ya da toplumsal doğrular- yanlışlar var mıdır? Herkes bir yanlışı yapsa o hala yanlış olmaz mı?

    Burada da Marya'nın kızı Zina karar vermeye çalışıyor. Yaşlı bir adamı kandırarak onunla evlenmeli mi, yoksa ahlaklı davranarak onu kandırmaktan vaz mı geçmelidir?

    Peki Amcanın Düşü ismi neden verildi? Descartes'in de "Rüya Argümanı" olarak adlandırdığı bir olay vardır. Bilgi felsefesi alanında yaşadığımız hayat gerçek mi değil mi diye sorular sorulur. Kitabımızda ise Amcamız, yaşadıklarının o kadar mümkün olmayan ve güzel şeyler olduğunu bilir ki onlara "gerçek" diyemez. Onların hepsi aslında "Amcanın Düşü"dür.
    Bu noktada düşünmemiz gereken şey şu; hepimiz yaşıyoruz bu dünyada,nefes alıyoruz, çalışıyoruz ve kitap okuyoruz.
    Peki yaşadığınız hayat gerçek mi değil mi nasıl bilebilirsiniz?
    Amcamız yaşadıklarına "Düş" dedi çünkü yaşadıkları yaşayamayacağı kadar güzeldi.

    Peki, bizler ya güzel değil de kötü ve iğrenç bir hayat yaşıyorsak, o zaman "düş" olduğunu nasıl anlayacağız? Ya da düş değil de kabus olduğunu...

    SOSYOLOJİ:
    Her bir kitap yazıldığı dönemden izler taşır. Yazılan kitap her ne kadar hayali bile olsa yazıldığı dönemden ve de yazarının düşüncelerinden etkilenir. Yazarı da yaşadığı toplumdan etkileniyor zaten...

    Kitabımızın 18. sayfasında şunlar yazar: "Yine de bu eli açıklık, Mordasov'da yüksek sosyetenin törelerinden sayılır; kınayacak yerde çekici bulurlar böylelerini." Peki buradan nasıl bir sosyolojik çıkarım yapılır?

    Bu konu biraz daha Kültürel Antropoloji'ye kayar ama toplumların "gösteriş" yapması toplumdan topluma değişiklik gösterir. Kitapta geçen örneğe göre Prens K. eli açık davranır ve parasını etrafa saçar. Ama "yüksek sosyetenin törelerinden" sayıldığı için çekici bulunur.

    Toplumdan topluma değişen bu durum bazı toplumlarda kınanıp bazı toplumlarda ise takdir edilir. Örneğin Amerika gibi bir ülkede "servetini" kendine saklamalısın ve bunu gösteriş için harcamaman gerekir. Kitabın da değindiği bu kısımda 19. yüzyıl Rusya'sında insanların para saçmayı, gösterilişli balolar düzenlemeyi ve eğlenceli ziyafetler yapmayı "takdir ettiği" ortaya çıkıyor.

    İkinci olarak ise Evlilik...
    Her kitabı dönemine göre okumak gerekir ama bu kitabı dönemine göre okuyabilen kesim bana göre çok azdır. Nedeni aşırı basit :D

    Sosyolojinin konularından birisi de Evlilik ve Aşk'tır. Kitabımızda geçen evlilik türü maddi açıdan zenginliğe kavuşabilmek için yapılan ve çıkarlar üzerine yoğunlaşmış bir evlilik türü olup "aşk" kelimesinden uzaktır. Yine kitapta da geçtiği gibi Marya bu evlilikte aşk olmayacağını söyler.

    Burada dönemine göre yargılama kısmı ise şu şekildedir. Evliliklerin günümüzdeki yansımaları "Aşık olup evlenme" olup modern çağın beraberinde getirdiği, filmlerde dizilerde gördüğümüz; birbirlerine aşık olan iki gencin mutlu olmak için yaptığı evlilik çeşididir. Kitabımızdaki evlilik ise bu tür evlilikten çok uzak. Şimdi düşündüğümüz zaman parası için biriyle evlenmek ne kadar doğrudur? Ki daha da ötesine giderek o kişi ölsün de mirası bana kalsın diye düşünmek neredeyse gaddarca bir davranış!

    Bu fikrin ise size çok ama çok yakın zamanda gelişen bir fikir olduğunu söylesem? Maddi amaçlar için yapılan ya da halk arasında mantık evliliği diye geçen bu evlilik türü bundan 2-3 asır önce yapıldığında gayet doğal karşılanabilirdi. Ki Romantizm akımı ile beraber "Aşık olma" ve "aşık olarak evlenme" hayatımıza girmeye başlamıştır. Kitapta da Sheakspeare'den bolca bahsedilir ve genç nesillerin ondan etkilenerek "aşk evliliği" yapmak istediği eleştirilir.

    Dostoyevski ne kadar da ileri görüşlü be!

    Kitabın eksik gördüğüm kısmı ise yazarın kitaba müdahale etmesi... 79. sayfada da göreceğimiz gibi yazar bir anda kitaptan koparak kendi fikirlerini söyler.

    Sözlerimi 127. sayfadaki şu cümle ile bitirmek istiyorum. "Her şeye rağmen ne-fis bir düştü bu,nefis!..."

    Bana bu kitabı hediye eden Özlem Hanım'a (özlem) tekrardan teşekkür ederim :)

    Umarım sıkıcı olan bu incelemem sizlere biraz da olsa bilgi katmıştır :D

    Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
  • Descartes ne güzel söylemiş;

    İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.