Hamidiye'den Hamid'ine ey Bahtsız
İstibdad dediğin konu hassas, bil ki mert olmalı üssülesâs, Göğü kızıl,Yıldız'ı da saray, gasb-ı hakk-ı millet idi bu hâl! İrtişa, tegallüb-ü ihtiras, gerekmez miydi kısasa kısas? Meşrutiyet'e çöktü o zilal, bir zahmet almalı ya bundan pay! Şimdi "gök" mü olacak bu dessas, oysa ki "baykuş"luk pek muhassas... İbret Mecmuası 1. Sayı #Ekim2023 #Sayı133
Alıntı
"Estagfirullah Estagfirullah Estagfirullah Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. ALLAH'Im sen benim ve ailemin umum nur talebelerinin ve cümle Ümmet-i Muhammedin asm Risale-i Nurun ince manalarinda ruhumuzu, cesedimizi, aklımızı, fikrimizi, sahsiyetimizi, kabiliyetimizi cehdimizi hissemizi ziyadelestir.. Ihlasla hazmedebilmeyi dem ve damarlarimiza kadar nakşedebilmeyi sırlarını ve fehmolunmak için nazlanan manalarinl yaşayıp bilimum müslümanlara müslümanlara aksettirebilmeyi berzahta, aksettirebilmeyi kardeslerimize dünyada, ahirette müteşekkirane iftihar edilecek bir kardes olmayi nasib eyle. Tevfik, selamet, saadet, sekinet, afiyet ihsan eyle. Nur yiyip, nur konusabilmeyi nasib eyle. Nurlarla istigalimizi ihlasla arttir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gözlerin için bir şiir geldi Akşam sefası tadında bir şiir Mürekkebimin kokusu seldi Zaviyeden geldi bir pir Ezelden bu şiir Mahkum ediyor beni alacakaranlık Umutlarım bir pençe-i şir Seyyah gezintilerde zalim unutkanlık Ağzımda tellahtan kalma bir kir Bedbaht mir, sancılı bu şiir Gaipten sesler giderek çoğaldı Acemden kalma kötü sihir Zemzem demdeme kandı Ellerim tir tir Lerzan pir, sana kaldı bu şiir
KAÇINILMAZ BİR ÖZELEŞTİRİNİN SATIRBAŞLARI...
Yazmayalı uzun zaman oldu; gerçi bu uzun beş yıl zarfında bazı uzun kalem tecrübelerim olmadı değil. Ta ilk gençlik yıllarından beri pekâlâ gayet güzel romanlar yazabileceğime dair naif hayaller besledim durdumsa bu hülyâyı kuvveden fiile geçiremedim. Neyse ki bu defa ikisi düpedüz romana benzer, biri otobiyografik unsurlar taşıyan üç taslağı tamamlamayı başarabildim. Şu esnada Corona kısıtlamalarından fırsat buldukça marangozluk ve leziz kitap okumalarıyla hemhâlim. Son beş yılda herkesle birlikte önemli olaylar yaşadım. Siyasi ve toplumsal büyük depremler geçirdim, etkilendim ve yeniden düşünmek için fırsatım oldu. Şimdi değişen ve değişmeyen şeyler hakkındaki bazı tesbitlerimi sizlerle bölüşmek istiyorum. Fikir dünyamda iz bırakan dalga Ülkücülük oldu. Karşılıklı şiddetin çok kan döktüğü yıllarda, önemli bir arkadaş çevresinde “Kültür Milliyetçiliği”nin daha kalıcı ve doğru bir yön olduğu fikri gelişmeye başladı bende. Cemil Meriç, Erol Güngör, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabri Ülgener gibi hâlâ önem verdiğim düşünürlerin açtığı çığırı önemsedim; bu çığırda kendimi ifade edecek önemli argümanlar buldum ve hâlâ bu fikri çığırda sabitkadem olduğumu zannediyorum. Gazete yazarlığı, zihni hayatımda süratli değişkenliğe yol açacak oynak ve güvenilmez bir zemin oldu. Yazı hayatımda bir angajmana girmemeye, “kendim gibi” kalabilmeye emek verdim. Yazdıklarımın “gazete politikası”nı yansıtmaktan ziyade şahsi görüşlerimin ifadesi olmasına itina gösterdim. Bunu bir yere kadar başarabildimse de son derece sert, hızlı ve sivri köşeli politik gelişmelerden ne kadar yıprandığımı, savrulduğumu sonraları anladım. “Ülkü Ocakları Derneği”ndeki sıradan üyeliğim dışında üniversitedeki meslek hayatım ve yazarlığım müddetince herhangi bir kuruluşla resmi bağım olmadı. Yazdığım gazete ise resmen
Cuma
Yüksekten bakmak isteyen dessas bir papaza cevap: Bir adam seni çamurda düşürmüş, öldürüyor. Ayağını senin boğazına basmış olduğu halde istifham-ı istihfafıyla sual ediyor ki: 'Mezhebin nasıldır?' Buna cevab-ı müskit, küsmekle sükût edip yüzüne tükürmektir
TÂ Kİ, PARÇALAYIP ONLARI YUTSUNLAR
"Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zâlimleri, bunu İslâmlar içinde menfî bir sûrette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp onları yutsunlar." Bediüzzaman Said Nursî (رَضِيَ اَللّٰهُ عَنْهُ) (Mektubat, s. 322)
Din