Öyle sanıyorum ki can çekişirken kendini bilmez olanların hali de budur; büyük acılar duyuyorlar, ruhları işkence içinde kıvranıyor sanarak onları acımamız yersizdir.
Bence en dayanılmaz, en korkunç olan durum uyanık olup da azap çeken bir ruhun duyduğunu anlatma olanağını bulamamasıdır. Dili kesildikten sonra işkence edilen insanların durumuna benzetebiliriz bunu...
Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
Boş bırakılmış topraklar gübreli ve bereketli iseler, yüz bin çeşit otla dolar.
Biz öldükten sonra zaman bütün maddemizi yeniden toplasa; ona bugünkü düzenini geri verse, yeniden hayat ışığına çağrılsak, bütün bunların bizimle hiç alakası olmazdı, çünkü bellek ipliği bir kez kopmuş olurdu.
İnsanları yaşatan organları kurtlar kemirirken, toprak hepsini parçalayıp gerken, insanın acı duyduğundan söz eden yok.
Bütün bunların hiç ilişkisi yok bizimle,
Çünkü biz ruhla beden bir aradayken varız.
Neticede:
Ahirette vaat edilen ödülleri alacak olan, bizden başka türlü bir varlık olacaktır.
Bana öyle geliyor ki Platon, Pluton'un bahçesini (cehennemi) gövdelerimizin çürüyüp toprak olduktan sonra göreceğimiz işkence veya rahatlıkları sayıp dökerken ve bunları hayattaki duygularımıza benzetirken, ve Muhammet, müslümanlara, halılar döşeli, altınlar, zümrütlerle süslü, en güzel kadınlarla, şaraplarla, acayip yemeklerle dolu bir cennet vaat ederken içlerinden gülüyorlardı ikisi de ve ağzımıza bir parça bal sürüp bizi dünyadaki isteklerimize uygun hayal ve ümitlere düşürmek için mahsus bizim insani ve maddi tarafımıza hitap ediyorlardı.
Ölümlü varlıklara özgü bütün zevkler ölümlüdür.