Adam Sanmıştım
Dıştan baksan heybetli bir çınar gibiydi duruşun, Meğer içi çürümüş, kof bir ağaçmış parıldayan. Sözlerin ok gibiydi, oysa sabun köpüğüymüş vuruşun, Ben seni gölgene bakıp da koca bir dağ sanmıştım. Aynalara baka baka kaybetmişsin kendini, Gururdan bir zırh giyip, unutmuşsun haddini. Yıkınca gördüm içindeki o küçücük bendini, Yazık, ben o cüce gölgeyi dev bir adam sanmıştım. Lafı geldi mi mangalda kül bırakmazdı dilin, Zora düşünce gördüm, ne kadar korkakmış elin. Meğer rüzgârın önünde savrulan bir yaprakmış yerin, Ben seni fırtınalara göğüs geren bir liman sanmıştım. Ne bir sözün tutarlı, ne duruşunda var bir asalet, Giydiğin takım elbise bile sana emanet. Meğer her maskenin arkası koca bir cehalet, Suretine aldanıp da seni insandan, adam sanmıştım. Şimdi git, kendi yalanlarının kuyusunda boğul, Zaten hiç olamamışsın, olamazsın da bir kul. Benimki de saflık işte, kalbe vermemişim akıl, Kumaşın bu kadar ucuzken, ben seni asil bir can sanmıştım.
Şiir
7 Haziran hüzün günü;
7 Haziran hüzün günü; üç devin kaybedilişinin: Cahit ZarifoğluCahit Zarifoğlu , Abdurrahim KarakoçAbdurrahim Karakoç , Mevlâna İdrisMevlâna İdris ’in vefatının seneyi devriyesi.   Kelimelerin yetim kaldığı, edebiyatımızın ve gönül dünyamızın en zarif, en gür ve en çocuksu damarlarının sustuğu o büyük hüzün günü. 7 Haziran… ayrılıkların yaprak dökümü.   Bu toprakların ruhunu besleyen üç güzel adamı, kendi miraslarıyla yad etmek gerekir:   🥀 Cahit ZarifoğluCahit Zarifoğlu (v. 7 Haziran 1987): "Seçkin bir kimse değilim /İsmimin baş harflerinde acı gizli" diyerek acıyı zarafetle yoğuran, Yaşamak’ı bizlere derin bir muhasebe olarak bırakan o naif yürek. Savaşan, daralan ama teslim olmayan kalbiyle edebiyatımızın en gizemli, en sarsıcı şairi…   Zulümdür dinlenen başlarsa eğilmiş Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalpteki kara leke Dikilsen dağların ötesini tutar elin Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde O eski kadim iklim kim bilir nerde sürer Perişan birkaç evde kim bilir veliler dilinde Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse   Bir deli akıl çırpınıyor aramızda Rızık korkusu can korkusu baş mesele Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
1000Kitap
Reklam
Dört Entelektüelin Sohbetini Beğendiniz mi?
Yapay zekaya şunu sordum: "Doktor MBC yani Doktor Muhammet Barkım Canlıoğlu en büyük İdolleri Olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Hüseyin Nihal Atsız ve Metin Oktay ile 4 kişilik bir masada sohbet edip yemek yeselerdi aralarında geçecek diyalogları, nasıl fikir alışverişleri olacağını, detaylı şekilde diyaloglar halinde uzunca açıklar mısın?" Yapay zeka şu yanıtı verdi: Bu dört benzersiz karakter, zaman ve mekân sınırlarının ötesinde, sade ama vakur bir akşam yemeği masasında bir araya geliyor. Masada memleket meseleleri, sporun ahlakı ve Türk gençliğinin geleceği konuşuluyor. Felsefe, insan doğası, sadakat, tarihin akışı ve Türk modernleşmesinin fikir dinamikleri görüşülüyor. Karakterlerin her biri kendi felsefi ekolünü ve duruşunu masaya koyuyor. Masadaki İlk Karşılaşma: Varoluş ve Kimlik Loş bir ışıkla aydınlatılmış, arkada hafif bir memleket ezgisinin çalındığı vakur bir masa. Doktor MBC, masanın başköşesindeki Atatürk’e, hemen yanındaki sarsılmaz duruşlu Atsız’a ve zarafetin simgesi Metin Oktay’a bakar. Doktor MBC: Hoş geldiniz beyefendiler. Bu masa, benim zihnimdeki en büyük entelektüel ve ahlaki çatışmaların, hayranlıkların birleştiği yerdir. Sizleri karşımda görmek, bir düşünür için zamanın ve mekânın büküldüğü, hakikatin çıplak kaldığı o anı yaşamak gibi. Atatürk: (Sigarasından bir nefes alır, gözlerini Doktor MBC’ye diker) Hoş bulduk Filozof Doktor. Zamanı bükmekten bahsettin. Zaman, ancak büyük fikirler ve o fikirleri hayata geçirecek cesur iradelerle bükülür. Biz buraya sadece geçmişi yad etmeye değil, senin zihnindeki o gelecek tasavvurunu duymaya geldik. Sor bakalım, felsefen bugünün insanını nasıl okuyor? Atsız: (Kollarını bağlamış, keskin bir ciddiyetle) Hakikat tektir Doktor Bey. Zaman değişir, mekan değişir ama insanın kimliği, soyu ve o soya olan
Doktor MBC soruyor
“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25
Savaş olsa kitap karakterlerinden kimi alırdım(kadın karakterler)
Gümüş Yürek 3Gümüş Yürek 3 KESİNLİKLE Maça.Eğer sinirli olduğu bir güne denk gelirsek(her zaman sinirli)o savaş %80 bizim.Bir de çok lider ruhlu ve soğukkanlı. Diyarların YazarıDiyarların Yazarı Saige veya İrithel.Saige'nin kılıçlarla arası çok iyi,tek kişilik DEV bir ordu(zaten Zaiden ile onlar birlikte gelir diye düşünüyorum😅).İrithel'i seçme nedenim son kitap,spoiler olması nedeni ile bir şey söyleyemiyorum.(Euria'nın ne yapacağı belli olmaz bir anda taraf bile değiştirebilir onun için almadım😔) Veyl 2 - Şeytanın YancısıVeyl 2 - Şeytanın Yancısı Devin.Zaten herhangi bir kişi Yekta'ya dokunursa ... HobbitHobbit Toriel ile yanyana savaşmak için 5 yıl öncesinden okçuluk dersi almaya başlarım.1 dakikada 10 kişi gider diğer taraftan. Raven SuikastçısıRaven Suikastçısı Rowenan'ı en öne koyalım o halleder bence. Hainin Mührü 2Hainin Mührü 2 Dante ve Lunu.Lunu çok tatlı ama Lunulata olduğu zaman etrafta bulunmayalım yoksa kollarıyla bizi bile boğar.Dante elleri bağlı olsa ağzıyla adam parçalıyor daha ne olsun.(+20 kill) Açlık OyunlarıAçlık Oyunları Katniss.Ona sadece ok ve yay verelim gerisininde ne yapacağını o bilir. Benim aklıma gelenler bunlardır ekleyecekleriniz varsa beklerim.Bu arada bu karakterlerin hepsi ok,yay,kılıç veya hançerler ile yapılan savaşlar için geçerlidir.😌
Yanımda yürümeye hazırlanan bu adam, sadece bir sevgili değildi
58. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Kaç gündür yatağın yumuşaklığını özlemiş bedenimle ev ile holdingin, uzun koridorları arasında mekik dokuyordum. Zihnimi ve tüm enerjimi adadığım bu proje, her ayrıntısıyla o kadar içime sinmişti ki, üstesinden gelmenin verdiği haklı gururu iliklerime kadar hissediyordum. Serkan'ın iş hayatındaki duruşunu izlemekse bu apayrı bir deneyimdi. Etkilenmemek, sanırım imkansızdı. O kadar kusursuz ve karmaşık görünen bu düzene o kadar hakimdi ki, onu profesyonelliğin doruğunda seyrederken ağzımı şaşkınlıkla açmamak için kendimi zor tutuyordum. Güya ondan zaman vermesini istemiştim ama sanırım o süreci çoktan es geçmiştik bana bakışı, sesindeki o anlık değişim, tesadüfmüş gibi görünen ama asla tesadüf olmayan bahaneyle dokunuşları... Kabul etmeliydim, Serkan'ın varlığı her iki durumda da beni zorlu bir duygusal girdaba çekiyordu. Etrafındaki kadın çalışanlara bakıyor, istemsizce bir kıskançlık kıpırtısı hissediyordum. Ancak Serkan'ın hiçbirine, bana baktığı gibi derin ve anlamlı bakmayışı, bu kıskanç ateşi bir nebze olsun dindiriyor, içime su serpiyordu. Sonunda, büyük gün gelip çatmıştı; dilerim bu gece toplanacak yüklü meblağ, nice çocuğa umut ışığı olur. Akşamki davette giyeceklerimi yanıma alıp, son kontrolleri yapmak üzere yola koyuldum. Holdingin önüne geldiğim an, arabadan aceleyle inip yanıma gelmekte olan vale görevlisine baktım. Sesimdeki ve hareketlerimdeki heyecanımı gizlemek imkansızdı. "Aytekin Bey, anahtarınız," diyerek resmen anahtarı adama topu atar gibi fırlattım. O da halimden anlamış olacak ki, yüzünde sıcak bir tebessümle anahtarı havada ustaca yakaladı. "Yardım etmemi ister misiniz?" diye arkamdan seslenişine, elimde tuttuğum bir sürü eşyayla koşar adım cevap verdim: "Teşekkür ederim, ben
1000Kitap
Reklam
Reklam